ANAMUR'UN SESİ
"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
arama   site haritası
 

 

 

  "ÇETKODER GENEL BAŞKANI YAZIYOR"       

         Âlim olmak, derviş olmak, ulema olmak ve haddini bilmek…

    İnsanlar gerçekten çok tuhaf. Milletvekilliği seçimleri yaklaşıyor ya, son zamanlarda yine bana ÇIK ADAY OL demeye başladılar. Kırk kez söyledim. Siyasi Partiler Yasası anti demokratik yapı içinde. DEMOKRATİK olmadığı müddetçe olmayı düşünmüyorum. Çünkü ben bu halim ve yaşantımla, eylem ve söylemlerimle LİDER SULTASINA ağır gelirim. Onların arzu ve isteklerine uygun olamam. Bunun için beni listeye almazlar, aday göstermezler. Listeleri ve aday gösterilecekleri onlar belirliyor. Halk belirlediği gün ben ADAYIM. Allah ömür verirse tabi..

    Ölüm Allah’ın emri... Vakti gelince herkes bunu tadacak. Ama canı veren Allah canı alacak. Kimsenin can almaya hakkı yok. Kimsenin kimseye eziyet etme hakkı da yok.

        08.03.2011 www.anamurunsesi.com yazdı.

____________________________________________________________________________

            Âlim olmak, derviş olmak, ulema olmak ve haddini bilmek…

    İnsanlar gerçekten çok tuhaf. Milletvekilliği seçimleri yaklaşıyor ya, son zamanlarda yine bana ÇIK ADAY OL demeye başladılar. Kırk kez söyledim. Siyasi Partiler Yasası anti demokratik yapı içinde. DEMOKRATİK olmadığı müddetçe olmayı düşünmüyorum. Çünkü ben bu halim ve yaşantımla, eylem ve söylemlerimle LİDER SULTASINA ağır gelirim. Onların arzu ve isteklerine uygun olamam. Bunun için beni listeye almazlar, aday göstermezler. Listeleri ve aday gösterilecekleri onlar belirliyor. Halk belirlediği gün ben ADAYIM. Allah ömür verirse tabi..

    Ölüm Allah’ın emri... Vakti gelince herkes bunu tadacak. Ama canı veren Allah canı alacak. Kimsenin can almaya hakkı yok. Kimsenin kimseye eziyet etme hakkı da yok.

    Tekke’de şeyh bir gün öğrencilerine “Sen mi yarattın ki, öldürürsün?” der. "Onlara, senin öldürmen için mi yarattı? Sana kim öldür dedi. Bu hayvanların yaratılışında binlerce fayda ve hikmet var. Onu öldürmekle hata etmişsin." Mesajını veren bir hayat dersi verir.

    Tekke şeyhi, öğrencilerine "Ben tesbihat ve dua ile meşgul olacağım. Siz gidin biraz gezin" der.

    Bu gezinti sırasında bir öğrenci taşın üstünde ki bir kertenkeleyi vurup öldürür.. Dönüşte Şeyh ne yaptıklarını nerelere gittiklerini sorar. Bunun üzerine onlarda gittikleri gezdikleri yerleri anlatırlar. İçlerinden biri bir kertenkeleyi öldürdüğünü söyleyince, Şeyh çok üzülür öğrencilerine dönerek, o öğrenciye seslenerek:

    "Evini harap etmişsin" der.

    O da,

    "Bizde 7 kertenkele öldürenin bir hac sevabı kazanacağını söylerler" dedim.

    Bu defa Şeyh,

    "Otur da konuşalım. Kim haklı kim haksız? O hayvan sana saldırdı mı?"

    "Hayır!"

    "Elinden bir şeyini aldı mı?"

    "Hayır!"

    "O hayvanın rızkını sen mi veriyorsun?"

    "Hayır!"

    "Senin mülkünde mi, arazinde mi geziyordu?"

    "Hayır!"

    "O hayvanı sen mi yarattın?"

    "Hayır!"

    "Bu hayvanların niçin yaratıldığını biliyor musun?"

    "Hayır!"

    "Bu hayvanı yaratan Allah, senin öldürmen için mi yarattı? Sana kim öldür dedi. Bu hayvanların yaratılışında binlerce fayda ve hikmet var. Onu öldürmekle hata etmişsin.. Onlarda doğanın, yaşamın bir parçası... O doğa ki senin evin. Evini harap etmişsin " der.

     Kıssadan bir hisse de artık siz çıkartırsanız fena olmaz. İnsanlara sevgiyi, saygıyı, adalet ve hakkaniyet duygusunu, hoşgörü ve tevazuyu çok acil aşılamak lazım.

    Makam sahipleri, devleti erkânda bulunanların çok dikkatli hareket etmeleri, adil ve tarafsız oldukları kadar, hakkaniyetli iş yapmaları, liyakat sahibi olmaları gerekir. Gurur kibir onlara yakışmaz. İnsanlara tepeden bakmak, ne oldum delisi olmak onlar yakışmaz. Âlim olmayı, derviş olmayı, ulema olmayı bilmelidirler. Derviş olmak gerçekten çok ayrı bir şeydir…

    Bakınız size geçmişten bir olayı aktarayım.

    Sultan Mahmut Gaznevî, bütün Asya'ya hâkim olduğu zamanda, Harkân şehrine yakın gelmiş. Adamlarından bir kaçını, Harkân'a Şeyh Ebu’l-Hasan-ı Harkani hazretlerinin huzuruna göndermiş ve Şeyh hazretlerini yanına çağırtmış. Şeyh hazretleri buna karşılık, bir özür beyan ederek gitmek istememiş. Bu durum, Mahmûd Gaznevî'ye bildirilince,

    — Haydi kalkınız! Zira o, bizim sandığımız kimselerden değildir. Biz ona gidelim, der. Sonra kendi elbisesini Kadı İyâd'a giydirir ve kendisi de silâhtar olarak, Kadı İyâd'ın yanında Ebü'l-Hasan-ı Harkânî'nin evine gider. Mahmut Gaznevî eve girince selâm verir, Ebü'l-Hasan hazretleri selâmını alır, Fakat ayağa kalkmaz. Mahmut Gaznevî, Ebü'l-Hasan-ı Harkânî'ye;

    —Sultan için neden ayağa kalkmadınız? diye sorunca,

    Ebü'l-Hasan, Sultan Mahmut’a;

    — Mademki seni öne geçirmişler, yanıma gel bakalım, der.

    Soruya o anda cevap vermez.

    Sultan Mahmûd Gaznevî, Ebü'l-Hasan-ı Harkânî'ye;

    — Bayezid-i Bestami nasıl bir zat idi? diye sorar.

    Ebü'l-Hasan-ı Harkânî:

    — Bâyezîd, öyle kâmil bir veli idi ki, onu görenler hidayete kavuşurdu. Allahü talanın razı olduğu kimselerden olurdu, diye cevap verir.

    Sultan Mahmut bu cevabı beğenmez ve;

    —Ebû Cehl, Ebû Leheb gibi kimseler, Fahr-i kâinatı, Server-i âlemi nice kere gördüler. Fakat hidayete gelmediler. Hâl böyle olunca, Bâyezîd'i görenlerin hidayete geldiklerini nasıl söylüyorsun? Der. O, Resûlullah efendimizden daha yüksek mi ki, iki cihanın efendisini, üstünlerin üstünü olan Allahü talanın sevgili Peygamberini gören, küfürden kurtulamadı da, Bâyezîd'i görenler mi kurtulur demek istedin” diye sorar.

    Ebü'l-Hasan;

    — Ebû Cehl ve Ebû Leheb gibi ahmaklar, Allahü talanın sevgili Peygamberini, insanların en üstünü olan hazret-i Muhammed (s.a.v) olarak görmediler. Ebû Tâlib'in yetimi, Abdullah'ın oğlu olarak gördüler. O gözle baktılar. Eğer, Ebû Bekr-i Sıddîk gibi bakarak, Resûlullah olarak görselerdi, eşkıyalıktan, küfürden kurtulur, onun gibi kemale gelirlerdi, buyurur.

    Sultan Mahmut Han bu cevabı çok beğenir Din büyüklerine olan sevgisi artar. Daha sonra Sultan Mahmut;

    — Bana nasihat ediniz, deyince

    Ebü'l-Hasan-ı Harkânî;

    — Şu dört şeye dikkat et: Günahlardan sakın, namazını cemaatle kıl, cömert ol, Allahü talanın yarattıklarına şefkat göster, der.

    Sultan Mahmut;

    — Bana lütfen dua buyurun, deyince,

    Ebü'l-Hasan-ı Harkânî;

    — Ey Mahmut, akıbetin makbul olsun, der.

    Bunun üzerine Sultan Mahmut, Ebü'l-Hasan-ı Harkânî'nin önüne bir kese altın koyar. Buna karşılık Ebü'l-Hasan, sultanın önüne arpa unundan yapılmış bir yufka ekmeği koyar. Sultan ekmekten bir lokma alır. Fakat lokmayı yutamaz.

    Bunun üzerine Ebü'l-Hasan hazretleri;

    — Bir lokma ekmeği yutamıyorsun. İster misin, şu bir kese altın bizim de boğazımızda böyle dursun? Biz paralarla olan alâkamızı çoktan kestik. Şu altınları önümden alınız, der.

    Sultan, Ebü'l-Hasan'ın paraları almasını çok ister ise de, kabul etmeyince, ondan kendisine bir hatıra ister.

    Bu istek üzerine Ebü'l-Hasan hazretleri ona hırkasını verir.

    Sultan Mahmut giderken, Ebü'l-Hasan bu kez ayağa kalkar.

    Bunun üzerine Sultan Mahmut;

    — Geldiğim zaman hiç iltifat etmemiştiniz, fakat şimdi ayağa kalkıyorsunuz. O hâl niye idi? Bu ikram nedir? Diye sorar.

    Ebü'l-Hasan-ı Harkânî hazretleri;

    — Buraya padişahlık gururu ile beni imtihan için gelmiş idin. Şimdi ise dervişlik hâliyle buradan gidiyorsun ve dervişlik devletinin güneşi üzerinde ışıldamaya başladı. Önce sen gurur ve kibir içinde olduğundan dolayı ayağa kalkmadım. Fakat şimdi derviş olduğun için ayağa kalkıyorum" der.

    Sultan, sonra gazaya gitmek üzere yola çıkar Harkân'dan ayrılır.

    Sevmenât'a gelir. Orada çarpışacaktır. İçine mağlup olma korkusu düşer. Birden atından iner, bir köşede özenle sakladığı Ebü'l-Hasan hazretlerinin hırkasını eline alır;

    — Ya İlâhî! Şu hırkanın sahibinin yüzü suyu hürmetine, şu kâfirlere karşı bizi muzaffer kıl. Ganimet olarak ele geçireceğim her şeyi dervişlere vereceğim, diye dua eder. Bunun üzerine o anda düşman tarafında bir toz-duman ortaya çıkar. Düşmanlar, bu toz-duman içinde bir şey görmeyerek, kılıçlarını birbirlerine vururlar ve kendi kendilerini öldürürler. Sağ kalanları ise dağılıp gider.

    O akşam Sultan Mahmut, rüyasında Ebü'l-Hasan-ı Harkânî hazretlerini görür.

    Ebü'l-Hasan-ı Harkânî, Sultan Mahmut’a;

    - Allahü tâlânın dergâhında, hırkamızın yüzü suyu hürmetine zafer kazandın. Eğer o anda isteseydin, o kâfirlerin hepsinin Müslüman olmasını sağlayabilirdin, buyurur.

    Bu günlük de bu kadar.

    Selam ve dua ile.

 

MUSTAFA GÖKTAŞ
İKTİSATÇI
ÇEVRE VE TÜKETİCİ HAKLARINI KORUMA DERNEĞİ (ÇETKODER)
GENEL BAŞKANI
mustafagoktas006@g

*******************************************

 MUSTAFA GÖKTAŞ'ın Önceki Yazıları

  KÖŞE YAZILARIMIZ TOPLAM DEFA OKUNMUŞTUR...

_________________________________________________________________

"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ  

 
   

  Başa Dön 

Yazdır

 
 
 
Copyright © Tüm Hakları Saklıdır [Çınar Arıkan]