ANAMUR'UN SESİ
"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
arama   site haritası
 

 

 

   CETKODER GENEL BAŞKANI YAZIYOR...     

      Bu da geçer yahu…

    Bir ömrüm pislikle, rezillikle, ahlaksızlıkla uğraşmakla geçti.
    Yazdım, çizdim, söyledim ve tabiatıyla düşman kazandım.
    Kolay değil.
    Adamın ayıbını, pisliğini, haksızlığını ve hırsızlığını dile getiriyorsun.
    Onun da ağzı torba değil ki büzesin.
    Konuşacak. İftira atacak. Karalayacak. Kendince bahane bulacak.
    Önemli değil. Hepsi geldi geçti, bunlarda geçer.
    Dün bir dostumun işyerindeyim.
    Bana ilginç bir olay anlattı.
    Geçmişte yol yürüdüğü iş ortaklığı yaptığı can yoldaşı arkadaşının kendisini nasıl sattığını, çıkar uğruna nasıl heba ettiğini aktardı.
    Tabi bunları anlatırken çok üzgündü.
    Sadece maddi kaybı değil, manevi kaybını da dile getiriyor, insan içine çıkılamayacak hale geldiğini söylüyordu.
    Üzülme dedim.
    Buda geçer…
    “Ne geçer yahu dedi, bittim, tükendim, sen ne söylüyorsun” dedi..
    O zaman dinle dedim.
    Ona dini bir hikâyeyi aktarma lüzumunu da hissettim.

    Hikâye şöyle;

    Bu da Geçer Ya Hu!
    Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır.
    Karşısına çıkanlara kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar.
    Köylüler kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakır diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini tavsiye ederler.
    Derviş yola koyulur, birkaç köylüye daha rastlar.
    Onların anlattıklarından Şakir’in bölgenin en zengin kişilerinden biri olduğunu anlar.
    Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında başka bir çiftlik sahibidir.
    Derviş Şakir’in çiftliğine varır.
    Çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir, yer içer, dinlenir.
    Şakir de ailesi de hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır..
    Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir’e teşekkür ederken, “Böyle zengin olduğun için hep şükr et” der.
    Şakir ise şöyle cevap verir: “Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen gerçeğin ta kendisi değildir. Bu da geçer…”
    Derviş Şakir’in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür.
    Bir kaç yıl sonra dervişin yolu yine aynı bölgeye düşer.
    Şakir’i hatırlar, bir uğramaya karar verir.
    Yolda rastladığı köylüler ile sohbet ederken Şakir den söz eder.
    “Haa o Şakir’mi” der köylüler, “O iyice fakirledi, şimdi Haddad’ın yanında çalışıyor.”
    Derviş hemen Haddad’ın çiftliğine gider, Şakir’i bulur.
    Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır.
    Üç yıl önceki bir sel felaketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır.
    Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad’ın yanında çalışmak kalmıştır.
    Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad’ın hizmetkârıdır.
    Şakir bu kez Derviş’i son derece mütevazı olan evinde misafir eder.
    Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır…
    Derviş vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir’den şu cevabı alır: “Üzülme… Unutma, bu da geçer…”
    Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer.
    Şaşkınlık içinde olup biteni öğrenir.
    Haddad birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı içinde bütün varını yoğunu en sadık hizmetkârı ve eski dostu Şakir’e bırakmıştır.
    Şakir Haddad’ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır.
    Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: “Bu da geçer…”
    Bir zaman sonra Derviş yine Şakir’i arar.
    Ona bir tepeyi işaret ederler.
    Tepede Şakir’in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: “Bu da geçer…”
    Derviş, “ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider.
    Ertesi yıl Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır nede mezar.
    Büyük bir sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Şakir’den geriye bir iz dahi kalmamıştır…
     O aralar ülkenin sultanı, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister.
    Öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın…
     Hiç kimse Sultanı tatmin edecek böyle bir yüzük yapamaz.
    Sultanın adamları da bilge Derviş’i bulup yardım isterler.
    Derviş, Sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir.
    Kısa bir süre sonra yüzük Sultan’a sunulur.
    Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: “Bu da geçer” yazmaktadır.
    ‘Buda geçer Ya Hu’ sözünün aslı bundan bin küsür sene önceye, Bizans dönemine uzanır. Bizanslılar fena bir işe uğradıkları zaman ‘Buda geçer’ manasına gelen ‘k’afto ta perasi’ demektedirler.
    İbare Selçuklular zamanında İran taraflarına geçer; ama Farsçalaşıp ‘in niz beguzered’ olur.
    Osmanlılar devrinde Türkçe söylenip ‘bu da geçer’ yapılır.
    Derken tekkelerde ve dergâhlarda da benimsenir ve sonuna ‘Ya Allah’ manasına gelen bir ‘Ya Hu’ ilave edilip ‘BU DA GEÇER YA HU’ haline gelir…
    Hayat inişli çıkışlıdır.
    Her zaman bulunduğumuz durumun gelip geçici olabileceği aklımızdan çıkmamalıdır.
    Bu günlük de bu kadar.

    Baki selam ve dua ile.

 

 

MUSTAFA GÖKTAŞ
İKTİSATÇI
ÇEVRE VE TÜKETİCİ HAKLARINI KORUMA DERNEĞİ (ÇETKODER)
GENEL BAŞKANI

10 Mayıs 2011

__________________________________________________________________

                 YAZARIMIZ MUSTAFA GÖKTAŞ' IN SİTEMİZDE YAYIMLANAN YAZILARI                 

 

 

 

 YAZILAR BÖLÜMÜ TOPLAN   DEFA OKUNMUŞTUR

"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ  

 
   

  Başa Dön 

Yazdır

 
 
 
Copyright © Tüm Hakları Saklıdır [Çınar Arıkan]