ANAMUR'UN SESİ
"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
arama   site haritası
 

 

 

   CETKODER GENEL BAŞKANI YAZIYOR...     

            Hayat sen ne çabuk harcadın beni!

    Bu bir şarkının adıdır ve içinde geçen sözcüklerin insanın içini titretmesine sebep olur.

    Hele onu Müzeyyen Senar, Bülent Ersoy, Muazzez Ersoy gibi isimlerden dinlerken muhteşem duygulanırsınız.

    Harcamak…
    Harcanmak…
    İşin özünde bu var.

    Yaşadığımız şu yalan dünya meseleleri bizleri o kadar etkiliyor ve nefsimize yenik düşüyoruz ki, kimin nerede, ne zaman, nasıl harcandığını önemsemiyoruz.

    Çünkü artık bizim toplum olarak unuttuğumuz önemli vasıflar var.
    Bizler aslında yaşamımızda asıl olan tahammülü unuttuk.
    Beraberin de sabrı, vicdanı, merhameti unuttuk.
    Ardından ister istemez adalet ve utanma duygusunu yitirdik.

    Geldiğimiz bu noktada görüyorsunuz ortamı, utanma duygusu yok oldu.

    Utanma duygusunu yitirdiğiniz vakit, her şeyi söyler yapar ve utanmazsınız.

    Etrafınıza bakın.

    Ben diyorum ki, bütün bu kaybettiğimiz duyguların yaşandığı ve yeniden yeşerdiği ve bunların bir erdem olarak kabul edildiği, olmadığı zamanda utanıldığı bir ortam olduğu zaman Ülkemiz kurtulur.

     Ama anlatamıyorum.

    Ha bire günlük çıkarlar üzerine, dünya malı ve mevki makam için birbirimizi yiyip bitiriyoruz.

    Tabiî ki harcayanlar, harcananlar her geçen gün artıyor (!)

     Oysa bilmeliyiz ki;

     İNSAN ANNE KARNINDAN DÖRT ŞEYLE DOĞAR..

    İnsanoğlunun yaratılışının başlangıcı, annesinin karnında kırk günde derlenir toplanır.

    Sonra ikinci kırk günlük süre içinde pıhtı haline döner.

    Sonrada bir o kadar zaman içinde parça et olur.

    Daha sonra Allah (cc) bir Melek gönderir ve Melek, ona ruh üfler.

    Bu melek dört şeyle;

    1- ANNE RAHMİNDEKİ CANLININ RIZKINI,
     2- ECELİNİ,
     3- AMELİNİ,
    4- İYİ BİRİ Mİ YOKSA KÖTÜ BİRİMİ
, olacağını yazmakla emrolunur. Onun için şu yalan dünyada ne yaparsak yapalım, boştur.

    Çıplak geliyorsun, çıplak gidiyorsun.

    Ahir ömründe karşılaştığın güçlükler, fenalıklar, güzellikler, yanlışlar, doğrular ile buradaki süreyi tamamlayıp gidiyorsun.

    Giderken de kimse sana, Cennetteki Kevser ırmağının yanındaki dubleks evi, tripleks evi, yatı, katı, sarayı vermeleri için torpil olmuyor (!)

    Burada vakti nasıl geçirdiysen orada o geçirdiğin vakte göre değerlendiriliyorsun.

    İnsan olmanın en güzel tarafı sevmek ve yardım etmektir.

    Karamsarlığa, kötümserliğe gerek yoktur.

    İçinde bulunduğunuz ortam ne denli sizi üzse de, çaresizliğe, ümitsizliğe kapılmayın.

    Bakın bir hikâye aktarayım.

    Günlerden bir gün, köylerden birinde, bir gariban köylünün eşeği kör kuyulardan birinin içine düşmüş.

     Niye düşer, nasıl düşer diye sormayın.

     Eşek bu, düşmüş işte.

    Hayvancık saatlerce acı içinde kıvranmış, anırmış, sesini duyurmaya çalışmış.

    Derken eşeğin gariban sahibi gelmiş kuyunun başına.

    Bakmış zavallı eşek kuyunun dibinde melül mahzun bir şekilde kendisine bakınıyor.

    Üstelik de yaralı.

    Bir hal çaresi düşünürken bir koşu gidip köylüleri yardıma çağırmak gelmiş aklına.

    Ne yapsak, ne etsek de şu eşeği kuyudan çıkarsak derken, bakmışlar ki hayvan zaten yaralı, belki de kırık çıkığı da var, çok acı çektiği de belli, artık kurtarılsa da işe yaramaz düşüncesiyle çıkarmaktan vazgeçmişler ve üzerini toprakla doldurmaya karar vermişler.

    Herkes eline geçirebildiği ne varsa başlamışlar kuyuyu toprakla doldurmaya.

    Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları her seferinde silkinerek üzerinden atmış.

    Onlar yukarıdan atmış, eşek silkelenerek her defasında toprağı altına almış.

    Derken, ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her defasında biraz daha yükselmiş ve giderek yukarıya çıkmaya başlamış eşek.

    Köylüler de şaşırmışlar hayvanın giderek yükselmesine.

    Onlar atmış eşek yükselmiş derken neticede hayvan yukarıya çıkmayı başarmış.

    Kıssadan hisse…

    Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır.

    Üstümüzü toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur.

    Bunlarla baş etmenin tek yolu sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmaktır.

    Aydınlığa bir adım daha yaklaşmaktır.

    Kör kuyuda olsak bile!

    Çaresizliğe, ümitsizliğe kapılmaya, yaşam için endişeye gerek yoktur. En zor anlarda yüce Allah (cc) yarattığının yanındadır.

    Dünya nimetleri içinde iken, bazen makamda olursunuz, bazen olmazsınız, bazen paranız olur, bazen olmaz, sıkıntı çekersiniz, üzüntü çekersiniz, sonra sevinirisiniz.

    Hiçbir zaman harcandım, harcadılar diye düşünmeyin.
    Sizi işi zamana bırakın.
    Zaman en iyi ilaçtır.
    Bakın zaman neler gösterecek hepimize.
    Denize testiyi daldırın, alacağı kadar su alır.
    Gerisi kalır.
    Yanlış mı?
    Bu yalancı dünya, yaşam, denizdir.
    İnsan denen ise bir testi hesabı…

    Yaşamı adam gibi, insanca, uygarca, kimseye haksızlık ve hukuksuzluk yapmadan yaşayabilmek var.
     Gerisi boş.
    Neyse ne harcanalım, ne harcayalım.

    İnsanca, adam gibi bir yaşamı, herkes için dileyelim.

    Bu arada yazımızın başlığındaki o meşhur şarkının sözlerini buraya alıyorum.

    Hayat sen ne çabuk harcadın beni

    Dünyada ne günler yaşadım gördüm
    Bir bahar gibiydim kışlara döndüm
    Artık her arzumu kalbime gömdüm
    Hayat sen ne çabuk harcadın beni

    Gençliği gönlümde bitmez sanırdım
    Hayat ben hep seni böyle tanırdım
    Çaresi olsaydı ömür alırdım
    Hayat sen ne çabuk harcadın beni

    Perişan gençliğim üzgün bakıyor
    Kalbimi bir korku sarmış yakıyor
    Şimdi gözlerimden seller akıyor
    Hayat sen ne çabuk harcadın beni

    Gençliği gönlümde bitmez sanırdım
    Hayat ben hep seni böyle tanırdım
    Çaresi olsaydı ömür alırdım
    Hayat sen ne çabuk harcadın beni

    Bu şarkının sözlerini yazanın mekânı cennet olsun. Müzik haline getirip bu güne kadar söyleyen ve dillendirenlerinde…

    Bu ülke topraklarında doğmaktan ve yaşamaktan büyük gurur duyduğumu söylemek isterim.

    Napoleon BONAPARTE, şöyle der bizim milletimiz için.

    “İnsanları yükselten iki meziyet vardır; erkeğin cesur, kadının iffetli olması. Bu iki meziyetin yanında bir meziyet daha vardır. Vatana her şeyini feda etmek kadar bağlı olmak. Bunlar büyük kahramanlığı, elem ve kedere karşı koymayı doğurur. İşte Türkler, bu çeşit kahramandır…”

    Unutmamamız gereken şeyler var.

    Biz bu ülkeyi geçmişte, Türk’ü, Kürd’ü, Çerkez’i, Laz’ı beraber kurtardık.

    Beraberde yaşayacağız.
    Oyunlara gelmeyelim.

    Çanakkale’de; Demirışık’lı, Arslanköy’lü, Silifke’li Mehmet amca ile Siverek’li, Midyat’lı, Gümüşhane’li Hasan amca yan yana yatıyor.

    Biz neyin kavgasını, kim için, ne için veriyoruz?

    Aklımızı başımıza toplayıp, memleketimize, milletimize, devletimize sahip çıkalım.

    Bugünlük de bu kadar.

    Baki Selam ve Dua ile.

 

 

MUSTAFA GÖKTAŞ
İKTİSATÇI
ÇEVRE VE TÜKETİCİ HAKLARINI KORUMA DERNEĞİ (ÇETKODER)
GENEL BAŞKANI
mustafagoktas006@gmail.com/08 Temmuz 2012

__________________________________________________________________

                 YAZARIMIZ MUSTAFA GÖKTAŞ' IN SİTEMİZDE YAYIMLANAN YAZILARI                 

  

 

 YAZILAR BÖLÜMÜ TOPLAM   DEFA OKUNMUŞTUR

"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ  

 
   

  Başa Dön 

Yazdır

 
 
 
Copyright © Tüm Hakları Saklıdır [Çınar Arıkan]