ANAMUR'UN SESİ
"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
arama   site haritası
 

 

 

   CETKODER GENEL BAŞKANI YAZIYOR...     

     İşi bilen ile işi bilmeyen bir olur mu?

    Mesele bu ayrıntının içinde gizli…

   Geçmişte bir göreve, bir makama birisi getirileceği zaman mutlaka liyakat aranırdı.

    Soy sop, geçmişi taranır ve bakılırdı.

    Şimdilerde makama adam getirme yarışı var fakat hangi adamı hangi makama ne için, neden ve kim için getirecekler tartışma konusu.

    Makamlar bakidir.

    Ama oraya oturacak olanlar gelip geçicidir.

    Oturanların orayı kirletmemesi gerekir.

    Kirlenmemesi ve saygınlığının artması içinde oraya oturacak olanların oraları hak etmesi, layık kişiler olması gerekir.

    İşi bilen ve bilmeyene ayırt etmek, bunu ayırt ederek tayin ve atama yapacak idarecileri bulmak önemli.

    Neyse…

    Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin bilgi, yetenek, tecrübe gibi seviyesini öğrenmek ister.

    Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip:

    "Oğlum" der, "Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da bir kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir."

    Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar.

    İlk önce bir bakkal dükkânına girer ve "Şunu kaça alırsınız?" diye sorar Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; Sonra: "Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın" der.

    İkinci olarak bir manifaturacıya gider.

    O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur.

    Üçüncü defa bir semerciye gider.

    Semerci nesneye şöyle bir bakar, "Bu der" benim semerlere iyi süs olur. Bundan "kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm" der.

    En son olarak bir kuyumcuya gider.

    Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce gözleri açılır, yerinden fırlar.

    "Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?" diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder.

    "Buna kaç lira istiyorsun?"

    Öğrenci sorar: “Siz ne veriyorsunuz?"

    “Ne istiyorsan veririm.”

    Öğrenci, "Hayır veremem." diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar:

    "Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim."

    Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.

    Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır.

    Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar.

    Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler..

    Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır.

    Bilge sorar:

    "Bu karşılaştığın durumları bana izah edebilir misin?"

    Öğrenci:

    "Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık" diye cevap verir.

    Bilge hoca çok kısa cevap verir:

    "Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bilen anlar ve o değerini bilenin yanında kıymetlidir."

    Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır.

    Mesele o kuyumcuyu bulmaktadır...

    Kıssadan bir hisse..

    Şu sıra TAYİN VE ATAMA YAPANLAR da kendileri için buradan bir hisse çıkartırlar ise, fena olmaz.

    Bu günlük de bu kadar.

    Baki selam ve dua ile.

 

 

MUSTAFA GÖKTAŞ
İKTİSATÇI
ÇEVRE VE TÜKETİCİ HAKLARINI KORUMA DERNEĞİ (ÇETKODER)
GENEL BAŞKANI
mustafagoktas006@gmail.com/06 Temmuz 2011

__________________________________________________________________

                 YAZARIMIZ MUSTAFA GÖKTAŞ' IN SİTEMİZDE YAYIMLANAN YAZILARI                 

 

 YAZILAR BÖLÜMÜ TOPLAN   DEFA OKUNMUŞTUR

"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ  

 
   

  Başa Dön 

Yazdır

 
 
 
Copyright © Tüm Hakları Saklıdır [Çınar Arıkan]