ANAMUR'UN SESİ
"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
arama   site haritası
 

 

   
 

  "ÇETKODER GENEL BAŞKANI YAZIYOR"       

         Karşındaki teneke ise, ne söylesen, ne yazsan boş…

Dün Adana’da önemli bir toplantıya iştirak ettim. Aile içi şiddet tartışıldı. Bizde naçizane fikirlerimizi beyan ettik.

Panel Saat 13’ de başlayıp 16’ da bitti.

O saatten sonra Adana’da çok değerli bir dostumun evine gittik.

Konu konuyu açtı. Panele geldi.

Ve benim konuşmamın çok etkili olduğunu, dinleyenleri cezp ettiğini, mükemmel bir sesleniş olduğunu söylediler.

      08.02.2011 www.anamurunsesi.com yazdı.

____________________________________________________________________________

         Karşındaki teneke ise, ne söylesen, ne yazsan boş…

Dün Adana’da önemli bir toplantıya iştirak ettim. Aile içi şiddet tartışıldı. Bizde naçizane fikirlerimizi beyan ettik.

Panel Saat 13’ de başlayıp 16’ da bitti.

O saatten sonra Adana’da çok değerli bir dostumun evine gittik.

Konu konuyu açtı. Panele geldi.

Ve benim konuşmamın çok etkili olduğunu, dinleyenleri cezp ettiğini, mükemmel bir sesleniş olduğunu söylediler.

İçi dolu dolu bir konuşma olduğunu, bu işi nasıl başardığımı sordular.

Bende onlara Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinden bir sözü aktardım.

Dua aynı dua ama, okuyan ağız farklı dedim. Nedir o dediler.

Muhyiddîn-i Arabî’nin sözlerini aynen aktardım:

Fakirin biri, bir ağaç dibinde gölgelenmekte olan Hz. Ali (r.a.)'ye gelir, ihtiyaçlarını arz eder:

— Çoluk-çocuk sıkıntı içindeyim, ne olur bana biraz yardımda bulunun, der.

Hz. Ali (r.a.) hemen yerden bir avuç kum alır, üzerine okumaya başlar. Sonra da avucunu açar ki, kum tanecikleri altın külçeleri hâline gelmiş...

— Al, der fakire. İhtiyacını karşıla!

Fakirin gözleri yerlerinden fırlayacak gibi olur:

— Allah aşkına söyle yâ Emîre'l-mü'minîn! Ne okudun da kum tanecikleri altın oluverdi? der. Hz. Ali (r.a.) anlatır:

- Kur'ân-ı Kerîm, Fâtiha sûresine gizlenmiştir. Bende Kur'an-ı Kerîm'i okudum, yani Fâtiha sûresini okudum bu kumlara...

Bunu öğrenen fakir durur mu? O da bir avuç kum alır ve başlar okumaya. Okur, okur, okur... Ama kumlarda bir değişiklik yoktur. Altın filan olmuyor, aynen duruyor.

Tekrar gelir ve İmam Ali kerremallâhü vechehû hazretlerine:

— Ben de okudum, ama bir şey değişmiyor; kumlar altın olmuyor, der. Emîrü'l- Mü'mînin Hz. Ali (r.a.) boynunu büker, mahcup bir edâ ile cevap verir:

— Ne yapayım, der. Duâ aynı duâ; ama okuyan ağız aynı değildir! Duâ tamam; lâkin, okuyanın ihlâsı ve teveccühü tamam değildir!.. İşte bütün mesele buradadır.

Okuyanın ihlâsında ve teveccühünde... Aynı duâ; aynı îman, aynı İhlâs ve aynı teveccühle okunacak ki, aynı netice elde edilebilsin. Yoksa kumu altın yapmak gibi bir iksire sahip olabilmek mümkün olmaz, der.

Kıssadan bir hissede benden:

“Aklınızla yüreğinizin harcını karıştırarak ortaya koyduğunuz fikirler ve sözler özeldir. Özel olduğu kadar güzeldir. Eğer akıl ile yürek harcını karıştırırken akıl suyu olan bilgi eksikliğiniz var ise harç güzel olmayacaktır. Akıl suyunun daima akması ise bilgi hazinesini sürekli artması ile olur. Bilginin artması ise okumak, okumak yine okumaktır. Benim yaptığım şeyde budur. Çok şükür Allah akıl vermiş, sağlıklı bir beden vermiş. Kıymetini bilmek lazım” dedim.

Döndü dolaştılar ÇETKODER olarak yaptığımız işlere ve çalışmalara, ayrıca benim toplumsal çalışmalarıma konuyu getirdiler. “Üstat bu kadar işi nasıl başarıyorsun, zor olmuyor mu, nasıl yetişiyorsun, nasıl beceriyorsun?” dediler.

Dedim ki, “her hususta cimrilik ve nankörlükten uzak dururum. Yalan konuşan ve yalan söyleyenden uzak durur, şükürsüz insanla yol yürümem. Başarının özü budur.”

Sonra dini bir hikâye ile meseleyi bağladım:

İsrâiloğulları'ndan abraş (cilt hastası), kel ve kör üç kişi varmış. Hz. Allah bu üç kişiyi imtihan etmek istemiş ve kendilerine bir melek göndermiş.

Melek önce abraşa gelmiş ve: Hangi şey sana daha sevimlidir? diye sormuş.

Abraş: Güzel vücut, güzel ten ve halkın iğrendiği abraşlığın benden giderilmesidir, demiş.

Melek onun vücudunu sıvazlamış, hemen çirkin manzarası gitmiş; kendisine güzel bir renk, güzel bir ten verilmiş. Melek yine sormuş: En çok hangi maldan hoşlanırsın?

Abraş: Deve’den, demiş. Ona, on aylık bir dişi deve verilmiş.

Melek: Allah bu deveye senin için bereket kılsın, diye duâ etmiş.

Sonra melek kel'in yanına gelmiş ve ona: — En çok hangi şeyi istersin? diye sormuş.

Kel: Güzel saç ve halkın tiksindiği şu kelliğin benden gitmesini, demiş.

Melek onu da sıvazlamış, kelliği gitmiş; kendisine güzel bir saç verilmiş.

Melek tekrar sormuş: — Hangi mal daha çok hoşuna gider?

Kel:  Sığır, demiş. Ona da yüklü bir inek verilmiş.

Melek: Allah bu inekte senin için bereket kılsın, diye duâ etmiş.

Daha sonra melek, kör'ün yanına gelmiş ve ona da sormuş: Hangi şey daha çok hoşuna gider?

Allâh’ın, gözümü bana iâde buyurup insanları görmem, demiş. Melek onu da sıvazlamış. Allah Teâlâ da ona gözünü iâde buyurmuş.

Melek: Hangi mal daha çok hoşuna gider? demiş.

Kör: Koyun, diye cevap vermiş. Ona da kuzulu bir koyun verilmiş.

Bir müddet sonra deve ve sığır sahiplerinin bu hayvanları yavrulamış, koyun sahibinin koyunu da kuzulamış Öyle ki; deve sahibinin bir vâdi dolusu devesi, sığır sahibinin bir vâdi dolusu sığırı, koyun sahibinin de bir dere dolusu koyunu olmuş...

Derken bir zaman sonra o melek, ilk görüştüğü andaki sûret ve hey'etinde Abraş'a geri gelmiş: Ben yoksul bir adamım, demiş, yolculuğum esnasında maişet imkânlarım kesildi. Bugün gitmek istediğim yere varmam, ancak evvelâ Allâh'ın, sonra da senin sâyende olacak. Sana güzel renk, güzel ten ve bolca mal veren Allah hakkı için, ben senden bir deve istiyorum ki, yolculuğumda (gitmek istediğim yere) onun sırtında varayım.

Abraş: Hak sahipleri çoktur yardım edilecek pek çok yer var, sana verecek malım yoktur, demiş.

Melek: Ben seni tanıyor gibiyim. Sen halkın tiksindiği Abraş değil misin? Sen Allâh'ın (sonradan) servet verdiği fakir değil misin? demiş.

Abraş: Ben bu mala ancak ata'dan ata'ya intikal ile vâris oldum, demiş.

Melek: Eğer iddianda yalancı isen, Allah seni eski vaziyetine çevirsin, demiş.

Sonra melek ilk görüşmelerindeki sûret ve hey'etinde kel adama gelmiş. Ona da Abraş'a dediği gibi demiş. Kel de Abraş gibi reddetmiş.

Melek: Eğer yalancı isen, Allah seni önceki hâline soksun, demiş.

Daha sonra melek yine ilk görüşmelerindeki sûret ve şekliyle kör'e gelmiş ve demiş ki: Ben yoksul biriyim; yolda kaldım, yolculuğum esnasında maîşet sebeplerim kesildi. Bugün gitmek istediğim yere varmam, önce Allah, sonra da senin sayende olacak. Sana gözünü iade eden Zat hakkı için, senden bir koyun istiyorum ki; yolculuğumda onun sütünden gıdâlanarak memleketime varayım.

Bunun üzerine o adam: Dilediğin kadar al, dilediğin kadarını da bırak. Vallahi bugün, Allah için alacağın hiçbir şeyde sana güçlük çıkarmayacağım, demiş.

Melek de: Malın sana kalsın. Siz imtihan olundunuz. Senden râzı olundu, diğer iki arkadaşına da gadap olundu, demiş.

Kıssadan hisse…

Mevlâmız, cümlemizi cimrilik ve nankörlük illetlerinden uzak eyleyip, hayır ve hasenatta yarışan ve zâtına dâima şükreden kullarından eylesin. Âmîn...

Bu günlük de bu kadar.

Selam ve dua ile.

 

MUSTAFA GÖKTAŞ
İKTİSATÇI
ÇEVRE VE TÜKETİCİ HAKLARINI KORUMA DERNEĞİ (ÇETKODER)
GENEL BAŞKANI
mustafagoktas006@g

*******************************************

 MUSTAFA GÖKTAŞ'ın Önceki Yazıları

  KÖŞE YAZILARIMIZ TOPLAM DEFA OKUNMUŞTUR...

_________________________________________________________________

"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ  

 
   

  Başa Dön 

Yazdır

 
 
 
Copyright © Tüm Hakları Saklıdır [Çınar Arıkan]