ANAMUR'UN SESİ
"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
arama   site haritası
 

 

  BAŞBUĞ

ALPARSLAN

TÜRKEŞ

ÖZEL YAYINIMIZ

BAŞLIKLARDAN KONULARA ULAŞIN

 

   -BAŞBUĞLAR ÖLMEZ Mustafa YILDIZDOĞAN'dan DİNLEYİN

 

  -MİLLİYETÇİLİK
        
  -BAŞBUĞ’DAN ÖZLÜ SÖZLER
        
  -BİR NESLİ YETİŞTİREN ADAM
        

  -BAŞBUĞ’UN DIŞ POLİTİKASI

 

  -BAŞBUĞ TÜRKEŞ'İ ANLAMAK
        

  -TÖREN(Şiir)
        
  -A. TÜRKEŞ’İN ARDINDAN
        
  -BOZKURTLARIN DOĞUMU
        

  -EMREDİN BAŞBUĞUM
        

  -OZAN SÖZÜ
        
 -ADI:ARSLAN
        
 -AŞKA DAİR
        
 -CENNETE UĞURLARKEN DUYGULAR

 


                 BİZİM OCAK DERGİSİ MÜLAKATI

    Bizim Ocak Dergisi’nin 1988 yılında Başbuğ Alparslan Türkeş ile yapmış oldukları Mülakat’ın tam metnidir…

    Bizim Ocak: Sayın Alparslan TÜRKEŞ. 3 Mayıs’ın bir değerlendirilmesini yapar mısınız?

    BAŞBUĞ: 3 Mayıs olayları 1944 yılında meydana gelmiştir. O dönemde memleketimiz tek parti diktatörlüğü altındaydı. O zamanki cumhurbaşkanı merhum İsmet İnönü de “Milli Şef” ünvanı taşımaktaydı. Bayramlarda büyük şehirlerimizde asılan dövizlerin üzerinde “Tek millet, tek parti, tek şef” yazıları vardı. O günün şartlarında memleketimizde hürriyet ve demokrasi yoktu. Milli Eğitim Bakanlığı’nı meşhur Hasan Ali Yücel işgal etmekte; yüksek okullar ve üniversitelere Marksist öğretim üyeleri yerleştirilmiş bulunmaktaydı. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı tutuklanmış olan marksistlere geniş destek ve yardım sağlamaktaydı.

    Bu sıralarda yayınlanmakta olan “ORKUN” “ORHUN” isimli dergi zamanın başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na bir açık mektup yayınlandı. bu mektupta çeşitli okullarda, üniversite ve kuruluşlarda yerleşmiş olan marksistler isim isim sayılarak, zamanın başbakanlarından bunlara neden müsamaha gösterildiği sorulmuştu. Bu şahısların sürekli olarak bulundukları yerlerde marksizm propagandası yaptıkları ve zararlı oldukları belirtilmişti. Böyle bir hareket kamuoyunda çok tesir yaptı. Özellikle yüksek öğrenim gençliği arasında büyük heyecan meydana getirdi. Dergiler elden ele kapışıldı. Bunun neticesi olarak o günün iktidarı, bakanları ve yakın mensupları büyük memnuniyetsizlik duydular. Mektupların yazarı olan Nihal Atsız bey hakkında tanınmış marksistlerden olan ve o sırada Devlet Konservatuarında öğretmen bulunan Sabahattin Ali’nin hakaret davası açmasını temin ettiler. İktidarın resmi yayın organı olan o zaman ki Ulus gazetesinin avukatlarını da Sabahattin Ali’nin savunulması ve desteklenmesi için onun emrine verdiler. işte bu olaylar memleketteki milliyetçiler arasında büyük yankılar yaptı. Mahkemeler sırasında da gençler Ankara cadelerinde heyecanlı gösteriler yaptılar, komünist eserleri meydanlarda yaktılar. Bunun üzerine iktidar işi tertip yapmaya vardırdı ve başta rahmetli Nihal Atsız bey olmak üzere onun kardeşi Necdet Sancar bey ve arkadaşlarının evleri arandı. ORHUN dergisinin yönetim yeri arandı ve bu kimseler tutuklandı. Suçlama da “Irkçılık” ve “Turancılık” oldu. Birçok işkenceler ve baskılar yapıldı. İstanbul 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi’nde 23 sanık hakkında dava açıldı. Fakat mahkeme tarafsız değildi, baskılar altındaydı. Ortada hiç bir suç olmadığı halde, böyle bir suç icad ederek, sanıkların bir kısmı ağır cezalara çarptırıldılar. Fakat o zaman ki Askeri Yargıtay büyük bir adalet misali vererek ve aynı zamanda milli şuurluluk göstererek, mahkemenin kararını bozdu, dava dosyasını da 1 Numaralı mahkemeden 2 Numaralı mahkemeye sevketti. 2 Numaralı sıkıyönetim mahkemesinde görülen dava neticesinde bütün sanıklar beraat ettiler. Fakat bu olay Türk milliyetçilerini bir hayli mağdur etti. Memlekette milliyetçiliği korkulan bir fikir gibi gösterdi. Bundan da marksistler çok faydalandılar, gelişmeleri hızlandı.

    Bizim Ocak: Sayın Alparslan Türkeş, 3 Mayıs nasıl “Türkçüler Günü” haline geldi.

     BAŞBUĞ: Bahsettiğimiz davadan sonra dava sanıklarından avukat Said Bilgiç Bey 3 Mayıs’ın “Türkçüler Günü” olmasını teklif etti. Onun bu teklifi diğer arkadaşlar tarafından da benimsendi. O zamandan beri her 3 Mayıs günü Türkçüler ve Milliyetçiler kırlara giderek, bu günü bir bayram olarak kabul etmişler, o gün Türk Milliyetçiliğini anlatmaya, çeşitli konferanslar vermeye ve dergilerde bu konuları yazmaya başladılar.

    Bizim Ocak: “Türkçülük” ve “Türkçüler” kelimelerini biraz açar mısınız?

     BAŞBUĞ: “Türkçüler” derken “Türkçülük” ve “Milliyetçilik” aynı anlamdadır değişik bir anlamı yoktur. Yani Türk milletini sevmek, Türk milletinin iyiliğini istemek, hakkını savunmak duygusunun adı “Türk Milliyetçiliği”dir. Türkçülüğün başlangıçta bundan biraz daha farklı bir anlamı olmuştur. Türkçülük ifadesi daha ziyade “Türkçenin eski Arapça ve Farsça kelime terkiplerinden kurtarılarak halkın konuştuğu Türkçe haline getirilmesi” hareketinin adı olmuştur. Bir nevi “Türkçülük”tür. Bunun içinde tabii Türklerin esaretten kurtulması, bir bayrak, bir devlet halinde yaşamaları fikri de vardır. Daha sonra Türkçülük, milliyetçiliğe yakın bir anlama gelmiştir.

    Bizim Ocak: Sayın Türkeş, birkaç yıldır 3 Mayıs’lardaki tebrik kartlarınızın üzerinde “Türkçülük” kavramının yerine “Milliyetçilik” ibaresinin yer aldığını görüyoruz. Bu bir muhteva değişikliği mi?

    BAŞBUĞ: Bundan önceki sorunuza verdiğim cevaba binaen böylesine bir değişikliğe gittik. Yani “3 Mayıs Türkçüler Günü” değil de “3 Mayıs Milliyetçiler Günü” dedik.

    Bizim Ocak: İlk Türkçülük hareketlerinin nasıl başladığı hususunda genel ve kısa bir bilgi verir misiniz?

    BAŞBUĞ: İlk Türkçülük hareketleri bilhassa, yayın alanında büyük bir fikir adamı Kırımlı Gaspıralı İsmail Bey tarafından başlatılmıştır. İsmail Bey bundan 120 yıl önce Kırım’ın Bahçesaray şehrinde “Tercüman” isimli bir dergi yayınlanmıştır. Derginin başlık altına ise “Dilde, fikirde, işte birlik” sözünü yazmıştır. Bununla gerek Rusya gerekse Rusya dışında birlik kurulması gerektiğini ileri sürmüştür ki, bu, o zamanki Türk aydınları arasında çok büyük bir alaka görmüştür.

    Bizim Ocak: Sayın Türkeş, Gaspıralı İsmail Bey’in yayın sahasındaki bu faaliyetlerine paralel daha ne gibi yayınlar yapılmıştır o günlerde?

    BAŞBUĞ: Ona paralel olarak o günlerde Bakü’de “Füruzat” diye bir dergi ayınlanmıştır. Daha sonraları İstanbul’da “Türk Yurdu” yayınlandı. Diğer Türk illerinde de buna benzer faaliyetler yapılmıştır.

    Bizim Ocak: Sayın Alparslan Türkeş, 3 Mayıs 1944 olayları o günkü iktidarın tutumundan mı, yoksa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin umumi politikasından mı ortaya çıkmıştır?

    BAŞBUĞ: 3 Mayıs olayları neticesindeki mahkemelerde milliyetçilerin “Irkçılık” “Turancılık” suçlarından yargılandıklarını daha önce söylemiştik. Oysa devletin umumi politikası İnönü’den önce “Turancı” ve bir anlamda “Irkçı” bir politikaydı. bu olaylardan sonra İsmet İnönü ve etrafındakiler o eski tutumu değiştirdiler. bu olaylardan önce devlet okulları ve askeri okullara öğrenci alınırken yapılan ilanlarda aranan şartlardan ilki “Türk ırkından olmak” idi. bu yadırganmıyordu. Herkes bu görüşlere mensup olmakla övünüyordu.

    Bizim Ocak: Sayın Türkeş, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası ile 3 Mayıs 1944 olaylarının benzer birçok noktaları var. bu konunun bir değerlendirmesini yapar mısınız?

    BAŞBUĞ: Hakikaten MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası ile 3 Mayıs olayları arasında büyük bir benzerlik var. Aradan bunca zaman (40 yıl) geçmesine rağmen tekrar açılan davada biz “Turancı” olmakla suçlandık. Aslında Turancı olmak suç değildir. T.C. kanunlarında da böyle bir suç yoktur. Kaldı ki, her milliyetçi kendi milletine mensup insanların yabancıların boyunduruğundan kurtulmasını istemesi tabii bir haktır. Yunanlıların Kıbrıs üzerinde yürüttükleri politika da budur ve adı “Enosis”tir. Enosis bir anlamda Yunan Turancılığı demektir. Zaten papandreu’nun partisinin adı da Panhelenik Sosyalist Parti’dir. Panhelenik demek; Yunan Birliği, Yunan Turancılığı demektir.

    Hiçbir insan kendi milletinin haklarını savunmaktan dolayı suçlanamaz. bu şerefli bir haktır. Fakat gelin görün ki, Türkiye’de zaman zaman o derecede gafil insanlar kalkıyorlar, kötülemek istedikleri Türk Milliyetçilerini “Bunlar Turancı” vs. diye suçlamaya lekelemeye çalışıyorlar.

    Bizim Ocak: Sayın Alparslan Türkeş, son olarak Türk Milliyetçilerine, Ülkücü Türk gençliğine vereceğiniz bir mesaj var mı?

    BAŞBUĞ: 3 Mayıs milletimizin kurtuluşu, yükselişi, hızla kalkınması ve yaşaması için yegane kuvvet kaynağının Türk milliyetçiliği olduğunun anlatılması için bir fırsat, bir vesiledir. Ayrıca eskilerin hatalarını anlatmak, onlardan ders alarak bundan sonra ki Türk milletinin hayatında o hataların meydana gelmesine imkan vermemek için düşünülmüş ve bayram yapılmıştır. Türk milliyetçileri her yıl 3 Mayıs gününü bayram olarak kutlayacaklardır. Türk milletinin kuvvet kaynağı olan Türk milliyetçiliği ülküsünü gençliğe anlatacaklardır, açıklayacaklardır. Bu ülkünün gerek devlet gerekse millet hayatında da hakim güç, tek hakim varlık olmasını hedef alarak göstereceklerdir.

    Türk milliyetçiliği derken, her zaman söylediğimiz gibi İslam imanını, İslam ahlak ve faziletiyle Türklük şuurunu esas kabul etmekteyiz. Türk milleti için bu ikisi birbirinden
ayrılmaz.Ancak bu gün, Türk milletinin islamiyete olan bağlılığını istismar ederek İslamiyeti öne sürerek Türk milliyetçiliğimi yıkmak isteyen kışkırtmalarla karşılaşıyoruz. bunlara katiyen itibar edilmemelidir. “İslamiyet bize yeter. Türklüğe ne gerek var” veya “Milliyetçilik İslamiyete aykırıdır” gibi görüşler düşman oyunlarına alet oluyorlar demektir. Türk milliyetçileri sınırlarını belirlediğimiz ülkümüzün çizgisi üzerinde olmalıdırlar. Bunu benimsemezlerse bizim yanımızda bulunmamaları icap eder. Bizim yanımızda olanlar gösterdiğimiz yolda gösterdiğimiz ülküye sadık kalarak hareket etmelidirler.

    Bizim Ocak: Teşekkür ederiz..

    Kaynakça:Bizim Ocak Dergisi, Sayı:50, Yıl: Mayıs 1988


"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ
   

 Başadön 

Yazdır

 
 
 
Copyright © Tüm Hakları Saklıdır [Çınar Arıkan]