|
MİRAÇ KANDİLİ
Miraç
Kandili, nedir, peygamberimiz niçin
miraca çıkmıştır, en iyi şekilde nasıl
değerlendirilir?
Konu başlıklarımız;
1.
Miraç Kandili
2. Miraç Nasıl Oldu?
3. Peygamberimiz neden
miraç'a çıktı?
4. Peygamberimiz Allah
ile nasıl görüşebilir?
5. Bir insan göklere
nasıl çıkabilir?
6. Peygamberimiz sadece
ruhuyla gitse olmaz mıydı?
7. Peygamberimiz kısa
zamanda nasıl gidip geldi?
8. Miraç'ın benzeri
bir olay var mıdır?
9. Miraçla gelen
hediyeler
10. Miraç Gecesi Namazı
11. Miraç Gecesinin Gündüzünde
Kılınacak Namaz
12. Kaynaklar
MİRAÇ
KANDİLİ
Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek
gecelerimizden biri de Miraç
Gecesidir. Miraç bir yükseliştir,
bütün süfli duygulardan, beşeri
hislerden ter temiz bir kulluğa, en
yüce mertebeye terakki ediştir.
Resulullahın (a.s.m.) şahsında
insanlığın önüne açılmış sınırsız bir
terakki ufkudur.
Bu ulvi seyahat, mucizelerin en
büyüğüdür. Miraç mucizesi Kur'ân-ı
Kerimde âyetlerle anlatılmış ve
varlığı inkâr edilemeyecek bir şekilde
ortaya konmuştur. Bu îlâhî yolculuğun
ilk merhalesi olan Mescid-i Aksâya
kadarki safha Kur'ân'da şöyle
anlatılır:
“Âyetlerimizden
bir kısmını ona göstermek için kulunu
bir gece Mescid-i Haram'dan alıp
çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i
Aksâ'ya seyahat ettiren Allah, her
türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz
ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi
hakkıyla görendir.”
(İsra Suresi, 1)
Miraçın ikinci merhalesi de Mescid-i
Aksâdan başlayarak semânın bütün
tabakalarından geçip tâ İlâhi huzura
varmasıdır. Bu safha da Necm Sûresinde
şöyle' anlatılır:
“O ufkun en yukarısında idi. Sonra
indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine
iki yay kadar, hatta daha da yakın
oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah
kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi
yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü
hakkında onunla mücadele mi
edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere
daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i
Müntehâda gördü. Ki, onun yanında
Me'vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre'yi
Allah'ın nuru kaplamıştı. Gözü ne
şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And
olsun ki Rabbinin âyetlerinden en
büyüklerini gördü.”
(Necm Suresi, 7-18.)
Miraç
nasıl oldu?
Miraç, Receb ayının 27. Gecesi Cenab-ı
Hakkın daveti üzerine Cebrail
Aleyhisselâmın rehberliğinde Peygamber
Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın
Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksâ'ya,
oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî
huzura yükselmesidir.

Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam
Mescid-i Haramdan (Mekke'den), Mescid-i
Aksâ'ya (Kudüs'e) ata benzer beyaz bir
Cennet bineği olan Burak ile geldi.
Kudüs'e gelmeden yol üzerinde Hz.
Musa'nın makamına uğradı, orada iki
rekât namaz kıldı, daha sonra Mescid-i
Aksâ'ya geldi. Orada bütün
peygamberler kendisini karşıladı.
Miraç'ını kutladılar. Peygamber
Aleyhissalâtü Vesselam burada
peygamberlere iki rekat namaz
kıldırdı, bir hutbe okudu.
Bir rivayette Hz. İsa'nın doğduğu yer
olan Betlaham'a uğradı, orada da iki
rekât namaz kıldı. Ve bugün Kubbetü's-Sahra'nın
bulunduğu yerden Muallak Taşının
üzerinden Miraç'a yükseldi.

Semanın bütün tabakalarına uğradı.
Sırasıyla yedi sema tabakalarında
bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. Îsa,
Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz.
Musa ve Hz. İbrahim gibi
peygamberlerle görüştü, Onlar
kendisine “Hoş geldin” dediler, tebrik
ettiler.
Bundan Sonra Hz. Cebrail ile birlikte
imkân ile vü-cub ortası (kâinatın
bittiği yer) Sidretü'l-müntehâ'ya
geldiler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü
Vesselam orada ikisi gizli, ikisi
açıktan akan (Nil, Fırat) dört nehir
gördü. Sonra hergün yetmiş meleğin
ziyaret ettiği Beytü'l-Ma'mur'u
ziyaret etti.
Hz. Cebrail'in buradan öteye gitmesi
mümkün değildi. Peygamberimiz
Aleyhissalâtü Vesselam bundan sonra
Refref adında bir vasıta ile zaman ve
mekândan münezzeh (uzak) olan Cenab-ı
Hakkın cemaliyle müşerref oldu.
Süleyman
Çelebi'nin dediği gibi
“Aşikâre gördü Rabbü'l-izzeti/Âhirette öyle görür ümmeti”
İnşaallah...
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam
Rabbinin huzurundan döndükten sonra
Hz. Musa ile karşılaştı. “Allah
ümmetine neyi farz kıldı?” diye
sorunca, Peygamberimiz Aleyhissalâtü
Vesselam “50 vakit namaz”
buyurdu.
Hz. Musa'nın, “Rabbine dön,
azaltması için Rabbinden niyazda
bulun, ümmetin buna güç yetiremez”
demesi üzerine, Peygamberimiz
Aleyhissalâtü Vesselam, beş sefer
Cenab-ı Hakka niyazda bulundu, her
seferinde 10 vakit indi, sonunda beş
vakitte karar kıldı.
Daha sonra Peygamberimiz Aleyhissalâtü
Vesselam Hz. Cebrail'in rehberliğinde
Cenneti, Cehennemi, âhiret
menzillerini ve bütün âlemleri gezdi,
gördü, Mekke'ye döndü.
Sabah olunca Kabe'nin yanında
Mekkelilere Miraç'ı anlattı. Onlar
Peygamberimizden delil istediler.
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam
de onlara yolda gördüğü kafilelerinden
haber verdi. Kureyşliler hemen
kafileleri karşılamak için Mekke
dışına çıktılar. Gelenleri aynen
Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam
haber verdiği gibi gördüler, ama iman
nasip olmadı.
Ama yine de Peygamberimizden üst üste
Miraç'a çıktığına dair delil
istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü
Vesselam Kudüs'e, Mescid-i Aksâ'ya
uğradığını anlatınca Kureyşliler,
“Bir ayda gidilebilen Bir yere
Muhammed nasıl bir gecede gidip
gelebilir?” diye itiraz ettiler,
ardından da Mescid-i Aksâ'yı görmüş
olanlar, “Mescid-i Aksâ'yı bize
anlatır mısın?” diye
Peygamberimize soru yönelttiler.
Peygamberimiz
Aleyhissalâtü Vesselam şöyle anlattı:
“Onların
yalanlamalarından ve sorularından çok
sıkıldım. Hatta o ana kadar öyle bir
sıkıntı hiç çekmemiştim. Derken Cenab-ı
Hak birden Beytü'l-Makdis'i bana
gösterdi. Ben de ona bakarak her şeyi
birer birer tarif ettim. Hatta bana,
‘Beytü'l-Makdis'in kaç kapısı var?’
diye sordular. Halbuki ben onun
kapılarını saymamıştım. Beytü'l-Makdis
karşımda görününce ona bakmaya ve
kapılarını teker teker saymaya ve
anlatmaya başladım.”
Bunun üzerine müşrikler:
“Vallahi
dos doğru tarif ettin” dediler,
ama yine de iman etmediler.
O esnada Hz. Ebû Bekir çıkageldi,
müşrikler durumu ona haber verdiler.
Hz. Ebû Bekir, “Eğer bu sözleri
ondan duymuşsanız seksiz şüphesiz
doğrudur” diyerek hemen tasdik
etti ve bundan sonra Hz. Ebû Bekir
“Sıddîk, tereddütsüz inanan”
unvanını aldı.
Peygamberimiz neden Miraç’a çıktı?
Bir padişahın iki türlü konuşması
vardır. Biri, bir vatandaşla telefon
ederek küçük bir meseleyi görüşmesi.
Diğeri de devlet başkanı, halifelik
yönü ve milletin idarecisi olarak,
emirlerini her tarafa duyurmak için
özel bir elçisi ile konuşması, sohbet
etmesi, onun aracılığı ile ferman
yayınlamasıdır.
Bu örnekte olduğu gibi Cenab-ı Hakkın
da kulları ile iki tarzda muhatap
olması vardır. Biri, özel ve cüz'i,
diğeri de geniş ve genel mahiyette bir
konuşması. Cenab-ı Hakkın bazı
velilerle özel ve cüz'i anlamda ilham
etmesi birinciye örnektir.
Ama Peygamberimiz Aleyhissalâtü
Vesselam bütün velayet mertebelerinin
üstünde bir büyüklük ve yücelikte,
kâinatın Rabbi, bütün varlıkların
Yaratıcısı olarak Cenab-ı Hakkın
sohbetine müşerref olması ise ikinci
ve mükemmel olanına misaldir.
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam
elçiliği iki taraflıdır. Birisi
halktan Hakka, diğeri de Haktan halka.
Birisi Miraç' ın bâtıni tarafı olan
velayet yönüdür, diğeri de zahiri
tarafı olan risalet yönüdür.
Yani Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam
bizi temsilen Cenab-ı Hakkın huzuruna
çıktı, başta insanlar olmak üzere
bütün varlıkların ibadet, kulluk,
tesbih ve zikirlerini toplu olarak
(askerin komutana tekmil vermesi gibi)
arz etti. Bu yönüyle Miraç halktan,
insanlardan, varlıklardan Hakka bir
gidiştir. Diğeri de Cenab-ı Hakkın biz
kullarından istediklerini, emir ve
yasaklarını Resul olarak getirmiştir.
İbadetlerin özü ve esası olan beş
vakit namazı Miraç hediyesi olarak
getirmesi gibi...
Peygamberimiz,
Allah ile nasıl görüşebilir?
Soru:
“Bize herşeyden daha yakın olan
Cenab-ı Hakka binlerce senelik
mesafeyi aşarak yetmiş bin perdeyi
geçtikten sonra Rabbiyle görüşmesi ne
demektir?”
Cenab-ı Hak herşeye herşeyden daha
yakındır, fakat herşey O’ na sonsuz
şekilde uzaktır.
Meselâ, güneşin insan gibi aklı olsa
da bizimle konuşacak olsa, elimizdeki
ayna aracılığıyla bizimle konuşabilir.
Diğer taraftan biz bir çeşit ayna olan
gözümüzle güneşe yaklaşabiliyoruz.
Oysa güneş bize 150 milyon km.
uzaklıkta bulunuyor, hiçbir şekilde
ona yanaşamayız. Güneşe bir derece
yaklaşmak için ancak Ay kadar büyümek
lazım. Bu da mümkün değildir.
Bu misalde olduğu gibi, gerçek anlamda
Cenab-ı Hak herşeye yakındır, ama
herşey ona sonsuz derece uzaktır.
Ancak Peygamber Aleyhissalâtü
Vesselam, Cenab-ı Hakkın lütfuyla bir
anda binlerce perdeyi geçerek Miraça
yükselmiş; bütün manevi mertebeleri
aşarak huzura varmıştır.
Bir insan nasıl göklere çıkabilir?
Soru:
“Bunun bir örneği var mıdır? Bir
uçak ancak 10-15 bin metre yukarı
çıkabiliyor, bir uzay gemisi ancak
Ay'a ve Venüs'e ulaşabiliyor. Bir
insan birkaç dakika gibi kısa bir
sürede milyonlarca metre uzaklara
nasıl gidip gelebilir?”
Yerküremiz, yani Dünya bir yılda
yaklaşık 188 saatlik bir mesafeyi bir
dakikada döner, yirmi beş bin senelik
mesafeyi bir senede alır. Bu muazzam
hareketi ona yaptıran ve bir sapan
taşı gibi döndüren bir Kudret, bir
insanı Arş-ı Âlâya getiremez mi?
Güneşin çevresinde o ağır cisim olan
dünyayı gezdiren bir hikmet bir insan
bedenini şimşek gibi Rahman'ın Arşına
çıkaramaz mı?
Peygamberimiz sadece ruhuyla gitse
olmaz mıydı?

Soru:
"Öyleyse ise neden Miraça çıktı? Ne
lüzumu var? Evliya gibi ruhu ve kalbi
ile gitse yetmez miydi?"
Cenab-ı Hak görünen ve görünmeyen
âlemlerdeki güzellikleri göstermek
için, kâinat fabrikasını ve merkezini
gezdirmek, insanlığın amel ve
ibadetlerinin âhiretteki neticesini
göstermek için Efendimiz Aleyhissalâtü
Vesselamı oralara davet etmesi gayet
makuldür. Sadece ruhu ve kalbi ile
değil, bu seyahate bedeninin de
iştirak etmesi gerekir.
Görünen âlemin anahtarı olan gözünü,
işitilen âlemin anahtarı olan kulağını
Arşa kadar birlikte alması gerektiği
gibi, ruhunun sayısız görevlerini
üstlenen âlet ve makinesi hükmünde
olan mübarek bedenini Arşa kadar
çıkarması akıl ve hikmet gereğidir.
Zaten Cenab-ı Hak Cennette bedeni ruha
arkadaş ediyor. Çünkü pekçok kulluk
görevine ve sınırsız lezzetlere ve
acılara beden kaynaklık etmektedir.
Öyle ise bu mübarek beden ruha
arkadaşlık edecektir. Cennette ruh
bedenle birlikte olacaksa Cennetü'1-Me'vâ'nın
gövdesi olan Sidretü'l-Müntehaya
Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın
zatının arkadaşlık etmesi hikmetin tâ
kendisidir.
Peygamberimiz Miraç'a sadece ruhen
çıkmış olsaydı, zaten mucize olmazdı.
Çünkü her veli ruhen ve kalben o
âlemlere çıkabiliyor.
Peygamberimiz kısa zamanda nasıl gidip
geldi?
Soru:
"Birkaç dakikada binlerce yıllık
mesafeye gidip gelmek aklen mümkün
müdür?"
Cenab-ı Hakkın sanatında hareket ve
hızın derecesi farklı farklıdır. Sesin
hızı ile ışığın hızı, elektriğin hızı,
hatta ruhun ve hayalin hızı
birbirinden bütünüyle farklıdır.
Gezegenlerin hızları da birbirinden
farklıdır. Meselâ ışığın hızı 300.000
km/sn iken sesin hızı 360 km/sn'dır.
Acaba Peygamberimizin lâtif bedeninin
yüce ruhuna tabi olması, ruh hızında
hareketi nasıl akla ters gelebilir?
Yine bir insan on dakika uyusa bazı
olur ki, bir yıllık iş görebilir.
Hatta bir dakikada insanın gördüğü
rüyayı, rüyada işittiği sözleri,
konuştuğu kelimeleri toplansa
uyanıkken bir gün, belki daha fazla
bir zaman gerekir.
Demek ki bir zaman dilimi iki kişiye
göre değişebiliyor, birisine bir gün,
diğerine de bir yıl hükmüne geçebilir.
İşte Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü
Vesselam, Burak'a binerek şimşek gibi
bütün kâinatı gezip İlâhi huzura çıkıp
Rabbiyle sohbet şerefine ermiş, Onun
cemalini görmüş, emirlerini alıp dönüp
gelmiştir.
Miraç'ın benzeri bir olay var
mıdır?
Soru: "Peygamberimizin Miraç'a çıkması
mümkündür. Fakat her mümkün
gerçekleşmiyor. Bunun bir benzeri var
mı ki kabul edelim?"
Miraç'ın çok
örnekleri vardır:
Bir insan, gözüyle bir saniyede Neptün
gezegenine çıkabilir.
Bir bilim adamı, astronomi kanunlarına
binerek tâ yıldızların arkasına bir
dakikada gidebilir.
İman sahibi her insan, namazın
hareketlerine düşüncesini bindirerek
bir çeşit Miraçla kâinata arkasına
alarak İlâhî huzura girebilir.
Kalb gözü açık bir veli, İlâhî sırlara
kırk günde ulaşabilir. Hattâ
Abdülkadir Geylânî ve İmam-ı Rabbanî
gibi bazı evliyanın bir dakikada Arş-ı
Âlâya kadar ruhen çıktıkları
bildiriliyor.
Yine nurlu bir cisme sahip olan
melekler bir anda yerden Arşa, Arştan
yeryüzüne gidip geliyorlar.
Cennette, Cennet ehli mü'minler,
Cennet bahçelerine kısa bir zamanda
çıkabiliyorlar.
Bu kadar örnekler gösteriyor ki, bütün
evliyanın sultanı, bütün mü'minlerin
imamı, bütün Cennet ehlinin reisi ve
bütün meleklerin makbulü olan Resul-i
Ekrem Efendimizin bir anda Miraça
çıkması, dönmesi, bütün yüce âlemleri
gezip görmesi gayet makuldür ve
şüphesizdir.
Miraçla
gelen hediyeler
Birincisi:
Peygamberimiz Aleyhissalâtü
Vesselam bütün iman hakikatlerini
gözleriyle gördü. Melekleri, Cenneti,
âhireti, hattâ Cenab-ı Hakkın cemâlini
gözleriyle müşahede etti. Sözlerinde
ve vaadinde en küçük bir hilafı, aksi
beyanı olmayan o yüce insan mü'min
ruhlara manen şöyle diyordu: “Sizin
inandığınız, melekleri, âhireti,
Rabbinizin Nur cemâlini bizzat gördüm;
bu iman esasları vardır, mevcuttur;
tereddüt ve şüphe etmeyiniz.”
Böylece mü'minler sonsuz bir imana
ermenin saadetine kavuştular.
İkincisi:
İnsan herşeyi merak ediyor. Ayda hayat
var mı, yok mu diye araştırıyor.
Halbuki Ay O Ezelî Sultanın
memleketinde ancak bir sinek kadar yer
kaplıyor.
Mü'minler merak ediyorlar.
“Rabbimiz bizden ne istiyor? Acaba ne
yaparsak Rabbimiz bizden razı olur?
Bir yolunu bulsak da doğrudan doğruya
Rabbimizle muhatap olsak, bizden ne
istiyor, anlasaydık” derken, İki
Cihan Serveri yetmiş bin perde
arkasından ezel ve ebed Sultanının
razı olacağı amelleri Miraç meyvesi
olarak getirdi beşere hediye etti. Bu
hediye başta namaz olmak üzere
İslâm'ın diğer esasları ve
ibadetleridir.
Üçüncüsü:
Peygamberimiz Aleyhissalâtü
Vesselam ebedî saadet definesinin
anahtarını alıp getirmiş, cinlere ve
insanlara hediye etmiştir. Peygamber
Efendimiz kendi gözüyle Cenneti
görmüş, sonsuz saadetin varlığını
müşahede etmiş ve bu büyük müjdeyi
haber vermiştir. Öyle ki, bir adama
idam edileceği anda affedilerek
padişahın yakınında bir saray verilse
ne kadar sevinir.
Öyle de bütün cinler ve insanlar
sayısınca toplu bir müjde olan bu
sevinç ne kadar önemli ve değerlidir.
Dördüncüsü:
Peygamber Efendimiz Miraçta Cenab-ı
Hakkın cemalini görme nimetini tattı.
Bu manevi nimetin Cennette mü'minlere
de nasip olacağı müjdesini verdi.
“Ayın on dördünü nasıl açıkça
gözünüzle görüyorsanız, Rabbinizi de
öyle Cennette apaçık göreceksiniz”
buyurarak bu ezelî müjdeyi bizlere
hediye olarak getirdi.
Beşincisi:
İnsan kâinatın en kıymetli
bir meyvesi ve Kâinat Sahibinin en
nazlı bir sevgilisi olduğu Miraçla
anlaşıldı. Kâinata nisbetle küçük bir
varlık, zayıf bir canlı olan insan bu
meyve ile öyle bir dereceye çıktı ki,
bütün varlıklar üzerinde bir makam ve
mevki kazandı. Çünkü rütbesiz bir
askere, “Sen paşa oldun” dense
ne kadar sevinir.
Öyle de âciz, fani, devamlı ayrılık ve
zeval tokadını yiyen biçare insana
birden, "Sonsuz ve baki bir
Cennette Rahman ve Rahîm olan Allah'ın
rahmetine gireceksin" dendiğinde o
insan ne kadar büyük bir mevki ve
makama çıkar. Cennette hayal hızında,
ruh genişliğinde, akıl akıcılığında,
kalbin bütün arzularında Cenab-ı
Hakkın ebedi mülkünde seyir ve
seyahate erecektir. Cenab-ı Hakkın nur
cemalini seyretme nimetini tadacaktır.
Böyle bir insanın kalb ve ruhu ne
kadar büyük bir sevince kavuşur değil
mi? Miraçın bu meyvesi insanın en
büyük arzu ve hedefidir.
(Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, 31.
Söz.)
Miraç
Gecesi Namazı
Miraç gecesi kılınacak namaz on iki
rekattır. İki rekatte bir selam
verilerek kılınacak olan namaz on iki
rekat ile bitirilir. Her rekatte
Fatihadan sonra on kere ihlas okunur.
Kılınma zamanı yatsı namazı
kılındıktan sonra, imsak vaktine kadar
ki herhangi bir vakit olabilir. Bu
oniki rekat namaz bittiği zaman
selamdan sonra yüz defa :
“Sübhanallahi vel hamdülillahi vela
ilahe illallahü vallahü ekber vela
havle vela kuvvete illa billahil
aliyyül azim” duası okunur.
Ardından da yüz kere istiğfar yapılır.
Miraç Gecesinin Gündüzünde Kılınacak
Namaz
Miraç gecesinin gündüzünde öğlen
namazını kıldıktan sonra sonra dört
rekat namaz kılınır.
Bu namazın;birinci rekatında Fatiha’
dan sonra bir kere Felak suresi,
ikinci rekattan sonra bir kere Nas
suresi, üçüncü rekatta üç kere Kadr
suresi, dördüncü rekatta elli kere
İhlas suresi okunur.
Kaynaklar:
http://www.islamiyet.gen.tr/mubarek_gun_ve_geceler/mirac_kandili.php#b1
1- Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i
Nur Külliyatı, Sözler, 31. Söz
2. Mübarek Aylar Günler ve Geceler
3. Üç Aylar İbadet Rehberi
|
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr.
Ali BARDAKOĞLU Miraç Kandili
dolayısı ile bir mesaj
yayımladı. Diyanet İşleri
Başkanlığı sitesinde
yayımlanan mesaj şöyledir:
" Miraç Kandili Mesajı
08 Temmuz 2010 Perşembe gününü Cuma'ya bağlayan gece, mukaddes bir
yolculuğun ve manevi bir
yükselişin ifadesi olan Miraç
Kandilini idrak edeceğiz.
Pek çok ilahi hikmet, sır ve
bereketi içinde barındıran İsra
ve Miraç, Yüce Allah’ın sonsuz
kudretinin eserlerini temaşa
etmesi için Rahmet Peygamberi
Hz. Muhammed Mustafa’ya (sav)
yaptırılan hikmet yüklü bir
yolculuğu, yükselişi ve huzura
kabul edilişi ifade etmektedir.
Nitekim İsra suresinin ilk
ayetinde bu kutlu yolculuğun ilk
aşaması şöyle dile
getirilmektedir: “Kendisine
ayetlerimizden bir kısmını
gösterelim diye kulunu
(Muhammed’i) bir gece Mescid-i
Haram’dan çevresini
bereketlendirdiğimiz Mescid-i
Aksa’ya götüren Allah’ın şanı
yücedir. Hiç şüphesiz o,
hakkıyla işitendir, hakkıyla
görendir.”
İlahi kudretin bir tezahürü
olduğu kadar, Peygamberimiz Hz.
Muhammed’in (sav) mazhar olduğu
ilahi bir lütuf da olan İsra ve
Miraç mucizesi, aslında belirli
aşamaları kat eden insanın, Yüce
Yaratan’ın destek ve lütfu
dahilinde, akıl ve idrake
sığmayacak derecede nice
mesafelere ulaşabileceğini de
göstermektedir. Miraç hadisesi
bizlere, ilahi rahmet ve huzura
erişmenin, öncelikle gönül ve
ruh temizliğinden, ahlaki
erdemlere yükselişten geçtiğini
de haber verir. Gerçek anlamda
gönül ve ruh temizliğinin yolu
da Yüce Allah’a bağlılık ve
boyun eğmekten geçer.
Peygamber Efendimize has bir
mazhariyet ve tecrübe olan
Mirac’ın mü’minlere yansıyan bir
bereketi olarak, İslam’ın temel
ibadetlerinden biri olan namaz,
Sevgili Peygamberimizin (sav)
ifadesiyle “Müminlerin
miracı” kılınmış, her bir
mü’mine namazla Yüce Rabbinin
huzuruna çıkış ve oraya kabul
ediliş imtiyazı tanınmıştır.
Dolayısıyla namaz, dost doğru ve
bilinçli bir biçimde
kılındığında iç dünyamızdaki
manevi yükselişi ve arınmamızı
sağlayacak ve böylece bizi
kötülüklerden alıkoyacaktır.
Nitekim “Kitaptan sana
vahyolunanı oku, namazı da
dosdoğru kıl. Çünkü namaz,
insanı hayasızlıktan ve
kötülükten alıkor. Allah’ı
sürekli hatırda tutmak elbette
en büyük ibadettir. Allah
yaptıklarınızı biliyor.”
(Ankebut, 29/45)
ayeti bu hususu açıkça
vurgulamaktadır.
Gerçekten, sadece bedeni ile
değil özüyle, sözüyle, gönlüyle
ve duygularıyla Allah’a yönelen
ve O’nun huzurunda olduğu
bilinciyle hareket eden insan,
Rabbi ile baş başa kalmanın
mutluluğunu yakalayacak ve bu
bilinçle hayatına farklı bir
anlam yükleyecek, bireysel ve
toplumsal ilişkilerinde her
zaman Allah’ın huzurunda ve
gözetiminde olduğu inancıyla
daha dikkatli, titiz ve sorumlu
bir tavır sergileyecektir.
Maddi ve dünyevi kalkınmayı
hedefleyen ve bu yönde de önemli
mesafeler kat eden günümüz
insanının, maneviyat ve ahlak
alanında aynı ölçüde başarılı
olduğunu söyleyemiyoruz. Bunun
temelinde de dünyaya
boğulurcasına dalıp ilahi
çağrıya gönlümüzü ve zihnimizi
yeterince açmayışımız
yatmaktadır. İşlenen her bir
günah ve masiyetin, bencillik,
çıkarcılık, kin, düşmanlık,
başkalarının hak ve hukukuna
saygısızlık gibi
olumsuzlukların, bizim manevi ve
ahlaki yükselişimizin önündeki
en büyük engel olduğu asla
unutulmamalıdır.
Manevi duygularımızı
canlandıran, iç dünyamıza doğru
bir yolculuk yaparak kendimizi
sorgulamamızı sağlayan kutsal
gün ve geceler, bizlere,
bireysel ve toplumsal olarak
iman, ibadet ve ahlak bakımından
kendimizi yenileme, geleceğimizi
Allah’ın rızası doğrultusunda
planlama ve ümitlerimizi
tazeleme fırsatları sunar. Bu
fırsatları ganimet bilerek,
günahlarımızdan temizlenmek için
Rabbimize tövbe etmeli, rızasına
uygun yaşayabilmek için O’ndan
yardım istemeliyiz. Unutmayalım
ki, içtenlikle yapılan dua ve
tövbe, kendimizi bulma ve
bilmenin, bir başka deyişle bize
“şah damarımızdan daha yakın
olan” Yüce Yaratıcı’nın
huzuruna kabulün en güzel
yollarından biridir.
Bu duygu ve düşüncelerle
vatandaşlarımızın, soydaş ve
dindaşlarımızın Miraç Kandilini
tebrik ediyor, bu mübarek gecede
Yüce Allah’a açılan ellerin ve
yapılan dua ve yakarışların,
İslam aleminin birlik, dirlik ve
beraberliğine, toplumsal
birlikteliğimizin güçlenmesine,
insanlığın barış, huzur ve
saadetine vesile olmasını, başta
yakın çevremiz olmak üzere bütün
dünyada hepimizin gözü önünde
cereyan eden hak ihlallerinin,
şiddet ve acımasızlığın, acı ve
gözyaşının dinmesini Cenab-ı
Hak’tan niyaz ediyorum."

Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU
Diyanet İşleri Başkanı
|
|