ANAMUR'UN SESİ
"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
arama   site haritası
 

 

 

ÖZEL BÖLÜMDE YAYIMLANAN TÜM YAZI VE HABERLER İÇİN TIKLAYINIZ...

 

CUMHURİYET    BAYRAMI-2013

 

GAZİLER GÜNÜ-2013

 

ÖĞRETMENLER GÜNÜ

 

Farklı Bir Açıdan Kurban

 

KURBAN VE KURBAN BAYRAMI-Öner Lutfi ERSÖZ yazdı...

 

BAŞKENTLERİN BULUŞMASI-Osman ERENALP yazdı

 

Birliğimizin Çimentosu

"Yaşayan Ramazan Kültürü"

 

 

Ömer Lutfi ERSÖZ

YAZDI..

ON BİR AYIN SULTANI HOŞ GELDİN

 

ŞEHR-İ RAMAZAN BAŞLADI TIKLA...

 

SICAK HAVALARDA RAHAT ORUÇ TUTMANIN YOLLARI

 

RAMAZANDA YİYECEKLERE DİKKAT

 

Orucu bozan ve bozmayan şeyler...Tıklayınız.

 

BERAT KANDİLİ- ARINMA GECESİ

 

MİRAÇ KANDİLİ

 

 MİRAÇ  NEDİR?

ALTTA YER ALAN KONU BAŞLIKLARIMIZDAN DAHA ÖNCEKİ YAYINLARIMIZA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ:

-ŞEHİT LUTFİ ÖZDEMİR

-ŞEHİTLERİMİZİ UNUTMADIK

-SEVGİLİLER GÜNÜ

-YENİ YIL

-TUNCELİ İSYANI SAPTIRILIYOR

-YİRMİÜÇ NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI DOSYASI

-REGAİP KANDİLİ

-ONDOKUZ MAYIS ATATÜRK'Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI

-NEVRUZ TÜRK'ÜN BAYRAMI

-ÖĞRETMENLER GÜNÜ

-MERSİN MİLLETVEKİLİ MEHMET ŞANDIR İSRAİL'İ ANLATIYOR

-KÜTÜPHANELER HAFTASI

-İSTİKLÂL MARŞIMIZIN KABULÜ

-ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

-ANNELER GÜNÜ

-ABD MALLARINI BOYKOT EDELİM

-BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ

-ANAMUR'A SAHİP ÇIKALIM

-TÜRKÇÜLER GÜNÜ

-OĞUZ BOYLARI (SOYUMUZ)

 

BABALAR GÜNÜ

*********

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

www.anamurunsesi.com yazdı...

 

 

                ATA'YI ANMAK

 

10 Kasım 1938 Tarihi ulu Önderimiz Atatürk’ün ölüm tarihi. O günden bu güne her 10 Kasım’da adeta bir yas havası içerisinde anma törenleri düzenlenir ve Yüce Önderimiz, bütün yönleriyle ele alınır. Şiirler okunur, ilke ve inkılâplar yeniden hatırlanır, konuşmalar yapılır. Bu törenlere katılanlar çoğunlukla bir mecburiyeti yerine getirirken sıkılır ve bu törenin bir an önce bitmesini içten içe isterler. Hatta bir kısmı organizede görevlilerden bazılarının samimiyetine dayanarak bu törenlerin sıkıcılığını dile getirirler. Aslında biraz da hak vermek lazım. Zira her yıl aynı şeyler tekrar edilip durur. Program hazırlamakla sorumlu kurumlardaki kişiler de aynı şeyleri ısıtıp ısıtıp sunarlar. Kimse programın özünü yönelik bir ruh yakalama çabasına girmez, kimse Atatürk’ü gerçek anlamda tanımayı ve tanıtmayı hedeflemez kolay kolay.

 

      09/11/2013 Tarihinde anamurunsesi.com yazdı.


   ATA'YI ANMAK

 

Alıntı: www.tetastekstilioo.comdosyalargenelanitkabir.jpg10 Kasım 1938 Tarihi ulu Önderimiz Atatürk’ün ölüm tarihi. O günden bu güne her 10 Kasım’da adeta bir yas havası içerisinde anma törenleri düzenlenir ve Yüce Önderimiz, bütün yönleriyle ele alınır. Şiirler okunur, ilke ve inkılâplar yeniden hatırlanır, konuşmalar yapılır. Bu törenlere katılanlar çoğunlukla bir mecburiyeti yerine getirirken sıkılır ve bu törenin bir an önce bitmesini içten içe isterler. Hatta bir kısmı organizede görevlilerden bazılarının samimiyetine dayanarak bu törenlerin sıkıcılığını dile getirirler. Aslında biraz da hak vermek lazım. Zira her yıl aynı şeyler tekrar edilip durur. Program hazırlamakla sorumlu kurumlardaki kişiler de aynı şeyleri ısıtıp ısıtıp sunarlar. Kimse programın özünü yönelik bir ruh yakalama çabasına girmez, kimse Atatürk’ü gerçek anlamda tanımayı ve tanıtmayı hedeflemez kolay kolay.
 

Görevim gereği yıllarca bu programları hazırladım ve sundum. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı, 10 Kasım konuşması, Atatürk’ten vecizeler, yerli ve yabancı basında Atatürk, Atatürk’ün kronolojik hayatı, kendi sesinden 10. Yıl nutku. Ve kapanış. Yıllardır aynı şeyler tekrarlanıp durdu.
 

Gerek bu anma programları hazırlayıp sunan, gerekse bir vatandaş olarak farklı bir şeylerin yapılması ve bu programların belli kalıpların dışına çıkması gereğini düşünmüş ve dile getirmişimdir.

 

Bu yıl da bu programlar okullarımızda, askeri birliklerimizde ve dış temsilciliklerimizde gene sunulacak. Sanırım geçmiş yıllardan farklı bir şey olmayacak.

 

Bu güne kadar sahip olduğum düşünceler bu yıl biraz daha farklılaştı. Her sıkıştığımızda ve iktidarlardan şikâyetçi olduğumuz zamanlarda “ ATATÜRK KAFAN KALDIR” diyerek isyan ve çaresizliğimizi dile getiririz. İşte bu söylemle Ulu Önder’in gerçek anlamda büyük bir kurtarıcı olduğunu vurgularız.
 

Alıntı: www.resimcim.netŞahsım bu güne kadar bu imdat cümlesini yılda 5-10 kez söylüyorduysam şu an günde belki 50 kez söylüyorum. Çünkü çaresizliğimizin çaresi olarak sadece O’nu görmeye başladım. Çünkü bu gün Gençliğe Hitabe’de vurgulanan bir çok olumsuz durum vuku bulmuştur. En azından altını çizerek belirtmek istiyorum ki; "İKTİDARA SAHİP OLANLAR, GAFLET, DALALET VE HATTA HIYANET İÇİNDE BULUNABİLİRLER. HATTA BU İKTİDAR SAHİPLERİ, ŞAHSİ MENFAATLERİNİ MÜSTEVLİLERİN SİYASİ EMELLERİYLE TEVHİD EDEBİLİRLER.” Cümlesinin açılımı yapılırsa şu an itibarıyla Atatürk’ün o çok güvendiği ve Cumhuriyeti emanet ettiği gençlik, görevini ifa etme mecburiyetindedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkmaya çalışanların meclis çatısı altında bile bile onurlandırıldıklarını görmek tüm Cumhuriyet sevdalılarını kahretmektedir. (Bu cümlem gençliği mevcut iktidara karşı kışkırtma anlamında yorumlanmamalı) Zira meclis tablomuza bakıldığında bırakın gafleti, dalaleti; yüce meclis maalesef vatan hainlerinin yer aldığı ve diledikleri gibi at koşturdukları bir arena haline gelmiştir. Yani hıyanetle birlikte tam bir düşmanlık ve bölücülük amacı içinde olan birçok temsilci, düşmanlıklarını ve kirli emellerini açık açık ve Kahraman Türk gençliğinin gözlerinin içine baka baka deklere etmektedirler. İşte bu bağlamada, bu 10 Kasım’da Atatürk’ü daha iyi tanımak zorunda olduğumuzu hatırlattı. Bu 10 Kasım’da Atatürk’e daha çok ihtiyacımız olduğunu hissedeceğiz.
 

Hani Türk analar nice Mustafa Kemaller doğururdu? Hani Mustafa Kemaller tükenmezdi?
 

Yazık… Vallahi yazık… Kurtuluş Savaşı yıllarına bakıyorum da içim sızlıyor. O asil kahramanların vermiş oldukları mücadeleyi düşünüyorum da yanıyorum için için. Düştüğümüz hal beni ürkütüyor adeta. Karamsarlığa kapılıyorum.

 

“VARSIN DAYASIN VATANIN BAĞRINA DÜŞMAN HANÇERİNİ,

 

BULUNUR ELBET KURTARACAK BAHTI KARA MADERİNİ” diyecek kahraman mı kalmadı?
 

Seni bu güne kadar ölüm yıl dönümlerinde yad ediyorduk Aziz Atam. Bu gün seni gözlerimiz yaşlı, gönlümüz kırık, gururumuz incinmiş, emanetine sahip ve canımızı o yolda feda etmeye hazır bir ruhla seni minnet ve tazimle anıyoruz. Ruhun şad olsun.
 

Kaldır başını Yüce ATAM, kaldır başını. Sana her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var. Hem de her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var sana.
 

Seni çooooooook çok seviyor ve özlüyoruz.
 

Sen rahat uyu demek geliyor içimden ama biliyorum ki rahat değilsin.
 

Ruhun şad olsun AZİZ ATAM.

Bahattin Kızılkaya
http://www.edebiyatdefteri.com/index.asp?istek=tum_yazilar&k=detay&yazi_id=31163

 

 **********************************

 

ATATÜRK'ÜN SON YILLARI VE ÖLÜMÜ
 

Atatürk'ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında Yalova'da bulunduğu sırada, ciddî olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara'ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu.
 

Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana'ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında askerî birliklerimizi teftiş edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü. Ülkü edindiği millî dava uğruna kendi sağlığını hiçe saydı. Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs'ta Ankara'ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul'a gitti. Doktorlar tarafından, siroz hastalığı teşhisi kondu. Deniz havası iyi geldiği için, Savarona Yatı'nda bir süre dinlendi. Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul'a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. 4 Temmuz 1938'de Hatay Antlaşması'nın yürürlüğe girmesi Atatürk'ü çok sevindirip moralini düzeltti.
 

Temmuz sonlarına kadar Savarona'da kalan Atatürk'ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı'na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O'nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938'de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı.
 

Ekim ayı ortalarında durumu düzelir gibi oldu. Fakat, çok arzuladığı hâlde, Ankara'ya gelip cumhuriyetin on beşinci yıl dönümü törenlerine katılamadı. 29 Ekim 1938'de kahraman Türk Ordusu'na yolladığı mesaj, Başbakan Celâl Bayar tarafından okundu. "Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!" sözü ile Türk Ordusu'nun önemini belirtmiştir. Yine aynı mesajda "Türk vatanının ve Türk'lük camiasının şan ve şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır" diyerek Türk Ordusu'na olan güvenini belirtmiştir.
 

Atatürk 1 Kasım 1938'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılış töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celâl Bayar okudu. Atatürk bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Bundan başka eğitim ve kültür konularına da temas edip gençliğin millî şuurlu ve modern kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul Üniversitesi'nin geliştirilmesi, Ankara Üniversitesi'nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir üniversitenin kurulması için çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti açıkladı. Ayrıca Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor sahasında da idealine ulaştırılması için Beden Terbiyesi Kanunu'nun uygulamaya konulmasından duyduğu memnuniyeti belirtti. Atatürk, ölümüne kadar memleket meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı.
 

Atatürk'ün hastalığı tekrar şiddetlendi. 8 Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar yayımlanmaya başlandı. Bütün memleketi tekrar derin bir üzüntü kapladı. Her Türk'ün kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu. Ancak, kurtarılması için gösterilen çabalar sonuç vermedi ve korkulan oldu. Dolmabahçe Sarayı'nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş geçe, insan için değişmez kanun, hükmünü uyguladı. Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrıldı.

 

Bu kara haberle, yalnız Türk milleti değil, bütün dünya yasa büründü. Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler.
 

16 Kasım günü Atatürk'ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı'nın büyük tören salonunda katafalka konuldu. Üç gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını ifade etti.

 

Cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının gözyaşları arasında Gülhane Parkı'na götürüldü. Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyük Ada açıklarına kadar, donanmamız ve törene katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyiİzmit'e getirdi. Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara'ya getirilmek üzere hareket edildi. Atatürk'ün vefatı üzerine cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay Başkam, milletvekilleri ile ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından karşılanan cenaze, Türkiye Büyük Mîllet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askerî yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı. Daha sonra Atatürk'ün tabutu katafalkta alınarak. Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre kondu.
 

Türk milleti daha sonra, bu büyük insana lâyık, Ankara Rasattepe'de bir Anıtkabir yaptırdı. 10 Kasım 1953'te Etnografya Müzesinden alınan Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e getirildi. Burada yurdun her ilinden getirilmiş olan vatan topraklan ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına yerleştirildi.


http://www.meb.gov.tr/belirligunler/10kasim/yazilar/son_yillari.htm

 

 **********************************
 

ANITKABİR YERLEŞİM
 


1. İstiklal Kulesi
2. Hürriyet Kulesi
3. Kadın Heykel Grubu
4. Erkek Heykel Grubu
5. Aslanlı Yol
6. Tören Meydanı
7. Mehmetçik Kulesi
8. Anıtkabir Kitaplığı
9. Zafer Kulesi
10. İsmet İnönü Lahti
11. Barış Kulesi
12. 23 Nisan Kulesi
13. Bayrak Direği ve Bayrak
14. Mîsâk-ı Millî Kulesi
15. Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi
16. İnkılâp Kulesi
17. Cumhuriyet Kulesi
18. Atatürk Özel Kitaplığı
19. Müdafaa-i Hukuk Kulesi
20. Sakarya Meydan Muharebesi Kabartması
21. Başkomutan Meydan Muharebesi Kabartması
22. Mozole
23. Şeref Holü
24. Mezar Odası
25. ATATÜRK'ün Lahdi
26. Aslan Heykel Grubu
27. Müze Komutanlık Karargahı
28. Anıtkabir Komutanlık Karargahı
29. Dinlenme Salonu
30. Konferans Salonu
31. Hitabet Kürsüsü
32. Barış Parkı

 

Alıntı Kaynağı: http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/anitkabiryerlesim.html
 

      **********************************

 

Mustafa Kemâl Atatürk 1881 SELANİK-1938 İSTANBUL...
 

Mustafa Kemâl Atatürk 1881 yılında Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’ndeki üç katlı pembe evde doğdu.
 

Babası bir gümrük memuru olan Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın’dan Makedonya’ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf kâtipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım’la evlendi. Atatürk’ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.
 

Eğitimi
 

Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi’ne geçti. Ancak Mustafa Kemâl babasını çok küçük yaşlarda kaybetti (1888). Bu nedenle okuldan ayrılmak zorunda kaldı. Mustafa ve annesi dayıları ile birlikte yaşamak üzere taşraya Rapla Çiftliği’ne gittiler. Onu annesi büyüttü. Mustafa çiftlikte çalışmaya başlamış, ancak annesi okula gitmemesi nedeniyle endişelenmeye başlamıştı. Sonunda, annesinin Selânik’teki kız kardeşi ile birlikte yaşamalarına karar verildi. Böylece Mustafa Selânik’e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye’ye girdi. Bu okuldaki Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemâl" i ilave etti. Askeri Rüştiyeyi 1895 yılında bitirdikten sonra, Mustafa Kemâl Manastırdaki Askeri İdadiye girdi. 1899 yılında Manastır Askeri İdâdi’sini bitirip, 3 Mart 1899’da İstanbul’da Harbiye’nin hazırık sınıfına kaydoldu. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu. Harp Akademisi’ne devam etti. 11 Ocak 1905’te kurmay yüzbaşı rütbesiyle Akademi’yi tamamladı.
 

Askerî görevleri
 

1905-1907 yılları arasında Şam’da 5. Ordu emrinde görev yaptı. Arkadaşları ile Şam’da "Vatan ve Hürriyet" adında bir dernek kurdu. 1907’de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır’a III. Ordu’ya atandı. 19 Nisan 1909’da İstanbul’a giren Hareket Ordusu’nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa’ya gönderildi. Picardie Manevraları’na katıldı. 1911 yılında İstanbul’da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.
 

1911 yılında İtalyanların Trablusgarp’a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemâl kendi isteğiyle bir grup arkadaşıyla birlikte Trablus’a gitti; Tobruk ve Derne savunmalarında görev aldı. Mustafa Kemâl henüz Libya’da iken Balkan Savaşı başladı. Mustafa Kemâl Gelibolu ve Bolayır’daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne’nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. Balkan Savaşında (1912-1914) başarılı bir kumandan olarak hizmet verdi. Balkan Savaşı sonunda, Mustafa Kemâl Sofya’ya askeri ataşe olarak atanmıştır. 22 Aralık 1911’de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912’de Derne Komutanlığına getirildi.
 

1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915’te sona erdi. Bu sırada Birinci Dünya Savaşı başlamış ve Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemâl 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ’da görevlendirildi.
 

18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915’te Arıburnu’na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemâl’in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı’nda durdurdu. Mustafa Kemâl, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915’te Arıburnu’nda tekrar taarruza geçti. 8 Ağustos 1915 tarihinde Anafartalar Grup Kumandanlığına getirildi. Birinci Dünya Savaşı esnasında, Anafartalar’daki Türk kuvvetlerine kritik bir zamanda kumanda etti. Bu sırada Çanakkale Boğazı’na çıkarma yapılmış ve Mustafa Kemâl bu durumu kişisel gayretiyle kurtarmıştır. Savaş esnasında, Mustafa Kemâl’in kalbinin üzerine bir şarapnel parçası isabet etmiş, ancak göğüs cebinde bulunan saati onun hayatını kurtarmıştır. Mustafa Kemâl Çanakkale’de bir kahramanlık destanı yazıp İtilâf Devletlerine "Çanakkale geçilmez!" dedirtti.
 

Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemâl 9-10 Ağustos’ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos’ta Kireçtepe, 21 Ağustos’ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilâf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemâl’in askerlerine verdiği "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir.
 

Mustafa Kemâl Çanakkale Savaşları’dan sonra 1916’da Edirne ve Diyarbakır’da görev aldı. 1 Nisan 1916’da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis’in geri alınmasını sağladı. Daha sonra Kafkaslarda ve Suriye’de hizmet etti. Şam ve Halep’teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917’de İstanbul’a geldi. Veliaht Vahdettin Efendi’yle Almanya’ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyahatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad’a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918’de Halep’e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunmalar yaptı.
 

Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918’de Suriye’de bulunan Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918’de İstanbul’a dönüp Harbiye Nezâreti’nde (Bakanlığında) göreve başladı.
 

Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilâf Devletleri’nin Osmanlı ordularını işgâle başlamaları üzerine Mustafa Kemâl 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. 22 Haziran 1919’da Amasya’da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını" ilân edip Sivas Kongresi’ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz -7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi’ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919’da Ankara’da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemâl seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabûl edip uygulamaya başladı.
 

Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’i işgâli sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr antlaşması’nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşan Birinci Dünya Savaşı’nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâyi Milliye ile ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.
 

Mustafa Kemâl yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:
 

Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü’nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı. Çukurova, Gaziantep, Kahramanmaraş, Şanlıurfa savunmaları (1919- 1921) I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921) II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921) Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921) Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)
 

Gazi unvanının verilmesi
 

Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemâl’e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması’yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.
 

23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922’de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’yla yönetim bağları koparıldı. 13 Ekim 1923’te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet’in ilk hükümeti kuruldu.
 

Atatürk Türkiye’yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi devrim yaptı.
 

Atatürk soyadının verilmesi
 

Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934’de TBMM’nce Mustafa Kemâl’e "Atatürk" soyadı verildi.
 

Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet Başkanlığı ve Başbakanlık yetkileriyle donatılmıştı. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilân edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927, 1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk’ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.
 

Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye’yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.
 

Nutuk
 

15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku’nu okudu.
 

Atatürk’ün özel yaşamı
 

Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923’de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevî evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Onlara iyi bir gelecek hazırladı.
 

1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevî evlâtlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox’a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği’ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı. Atatürk Fransızca ve Almanca biliyordu.
 

Atatürk’ün ölümü
 

Atatürk ülke içerisinde sık sık seyahat etmiştir. Gemlik ve Bursa gezileri esnasında soğuk almıştı. Tedavi olmak ve dinlenmek üzere İstanbul’a geri döndü. Ama, ne yazık ki çok ciddi bir şekilde hastalanmıştı. 10 Kasım 1938 tarihinde saat 9.05’te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yumdu ama insanlarının gözünde ölümsüzlük kazandı ve onların kalplerinde yerini aldı. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici olarak Ankara Etnografya Müzesi’nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedî istirahatgâhına defnedildi.


TÜRK GENÇLİĞİNE BIRAKTIĞIM EMANET

Alıntı: atcp.com.au
Saygıdeğer Efendiler, sizi günlerce işgal eden uzun ve teferruatlı nutkum, nihayet geçmişe karışmış bir devrin hikâyesidir. Bunda milletim için ve gelecekteki evlâtlarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek bazı noktaları belirtebilmiş isem kendimi bahtiyar sayacağım.


Efendiler, bu nutkumla, millî varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milletin, istiklâlini nasıl kazandığını, ilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan millî ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.


Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen millî felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.


Bu sonucu, 'Türk gençliğine emanet ediyorum".


        "Ey Türk gençliği!

 

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

 

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

 

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

 

Ne Mutlu Türk'üm Diyene!"

 



MUSTAFA KEMAL'İ DÜŞÜNÜYORUM

Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
Yeleleri alevden al bir ata binmiş
Aşıyor yüce dağları, engin denizleri,
Altın saçları dalgalanıyor rüzgârda,
Işıl ışıl yanıyor mavi gözleri...
Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
Yanmış, yıkılmış savaş meydanlarında
Destanlar yaratıyor cihanın görmediği
Arkasından dağ dağ ordular geliyor
Her askeri Mustafa Kemal gibi.
Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
Gelmiş geçmiş kahramanlara bedel
Hükmediyor uçsuz bucaksız göklere.
Al bir ata binmiş yalın kılıç
Koşuyorlar zaferden zafere...

Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
Ölmemiş bir Kasım sabahı!
Yine bizimle beraber her yerde.
Yaşıyor dört köşesinde vatanın
Yaşıyor damar damar yüreklerde.

Mustafa Kemal'i düşünüyorum:
Altın saçları dalgalanıyor rüzgârda,
Mavi gözleri ışıl ışıl görüyorum.
Uykularıma giriyor her gece.
Elllerinden öpüyorum.


Ü.Yaşar OĞUZCAN

 

*********

10 Kasım Türküsü

Atatürk! Anıtkabir devrimlerini söyler
Bozkır ovalarına, Erciyes'e, Ağrı'ya
Ulusun egemen olduğunu
Özgür olduğunu
Haykıracağım haykıracağım işte
Senin sustuğunca!

Yolunda yürüyeceğim Atatürk;
Ana baba oğul kız
Dere tepe bucak köy
Yeryüzü yaşamalarımla değil
Oralarda, senin gittiğince!

Atatürk, taşıyacağım
Çanakkale'de, Sakarya'da, Çankaya'da, al al
Senin taşıdığını;
Yurdun gök ülküsü
Dalgalanırken
Senin bayrağını yücelteceğim.
Senin çıktığınca.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

 

*********

Ağlayalım Atatürk'e

Ağlayalım Atatürk'e
Bütün dünya kan ağladı
Süleyman olmuştu mülke
Geldi ecel, can ağladı

Doğu batı cenup şimal
Aman tanrı bu nasıl hal
Atatürk'e erdi zeval
Memur mebusan ağladı

Atatürk'ün eserleri
Söyleyecek bundan geri
Bütün dünyanın her yeri
Ah çekti, vatan ağladı

Fabrikalar icat etti
Atalığın ispat etti
Varlığın Türke terketti
Döndü çarh devran ağladı

Bu ne kuvvet, bu ne kudret
Var idi bunda bir hikmet
Bütün Türkler İnön'İsmet
Gözlerimiz kan ağladı

Tren hattı tayyareler
Tükler giydi hep kareler
Semerkantla Buharalar
İşitti her yan ağladı

Siz sağ olun Türk gençleri
Çalışanlar kalmaz geri
Mareşalin askerleri
Ordular tümen ağladı

Zannetme ağlayan gülmez
Aslan yatağı boş kalmaz
Yalnız gidenler gelmez
Her gelen insan ağladı

Uzatma Veysel bu sözü
Dayanmaz herkesin özü
Koruyalım yurdumuzu
Dost değil, düşman ağladı

Aşık Veysel

*********


Gidiyor

Gidiyor, rastgelemez bir daha tarih eşine
Gidiyor, on yedi milyon kişi takmış peşine

Gidiyor, sonsuz olan kudreti sığmaz akla
Gidiyor, göğsünü çepeçevre saran bayrakla

Gidiyor, izleri üstün birikmiş yaşlar
Gidiyor, yerde kılıçlarla eğilmiş başlar

Gidiyor, harbin o en korkulu aslan yelesi
Gidiyor, sulhun ufuklarda yanan meş’alesi

Yine bir devr açacakmış gibi en başta O var
Hıçkıran seste O var, sessiz akan yaşta O var

Siliyor ruhunun ulviliği fani etini
Çiziyor ufka batan bir güneşin heybetini

Büyüyor, gökten inip toprağa yaklaştıkça
Büyüyor gitgide gözlerden uzaklaştıkça

Orhan Seyfi Orhon

 

*********

On Kasım'larda Yürümek

Atatürk'üm işte 10 Kasım yine
Dalgalanır ağaçlarla oğullar
Dalgalanır oğullarla nineler
Dalgalanır ninelerle genç kızlar
Özlemin ta yüreğime işlemiş
Seni bulmak, seni görmek için ben
Bütün toprakaltıyla barışacağım

Ereceğim sana usta, barışta, başarıda
Öyle
Güçlüsün ki
Güçleneceğim
Öyle yücesin ki, yüceleceğim
Düşüne düşüne seni kocaman kocaman
Dağlara, dağlara karışacağım

Ozan mıyım, ordu muyum, su muyum anlaşılmaz
Çağlar upuzun allığı yüreğimde ülkünün
Sanki bayrak bir kalemdir, sanki gökler bir kağıt
Sanki ellerim gece
Sanki ellerim gündüz
Yazacağım seni daha, bir daha
Ben senin ölümünle yarışacağım

Fazıl Hüsnü Dağlarca

 

*********

Atatürk'e Ağıt

Edirne'den Ardahan'a kadar
Bir toprak uzanır
Boz kanatlı üveyikler üstünde uçar
Ardahan'dan Edirne'ye
Edirne'den Ardahan'a kadar

Kopdağı'nda akar bir çeşme var
Serçe parmak kalınlığında suyu
Haram etmiş gece gündüz uykuyu
Akar da akar

Samsun'un evleri denize bakar
Sokakları yosun içinde
Çaparlar, takalar, manavlar
Bilyalar gibi suyun yüzünde
Bir iner bir kalkar

İstanbul'da bir yâr sevdim
İnsanı günaha sokar

Savaştepe köprüsünden geçen tirenler
Sel olur İzmir'e akar
İzmir'in denizi kız, kızı deniz
Sokakları hem kız hem deniz kokar

Güneyde mis kokulu bir ağaç
Yuvarlak yaprakları ince
Yaz gelip de güneş vurunca
Dallarından bal akar

Bu toprak bizim yurdumuzdur
Deli gönül yücesine çıkar
Bir üveyik olur uçar gider
Ardahan'da Edirne'ye
Edirne'den Ardahan'a kadar

Cahit Kulebi

 

 

 

  

HABERİMİZ TOPLAM

Web Counter
Web Counter

DEFA OKUNMUŞTUR      

"Anamur'un ve Anamurluların Buluşma Adresi ve Gerçek Sesi..."
ANAMUR'UN SESİ
   

  Başa Dön 

Yazdır

 
 
 
Copyright © Tüm Hakları Saklıdır [Çınar Arıkan]